Yaşamak. Tutkuyla yaşamak. Kafayı bozduğun bu konsept sonunu getirdi. Yaşamak isterken yaşamayı unuttun. Onu deli danalar gibi ararken yolda kaybettin. Resim çizme, yazı yazma, fotoğraf çekme bir şeyleri daha fazla öğrenme. Kalıcılaşma, hatırlamaya çalışma, bir şeyleri olduğu gibi bırak. Bekleme, hayal kurma, bırak. Her şeyi bırak. Yaşamak kelimesini unut, onu kalıba sokma, onu fikre dönüştürme, onun üzerinde bu kadar kafa bile yorma. Bırak. Yaşamakmış...
Toplumun bizden beklediği benlik ile kendi hamurumuzda hali hazırda yoğrulan bizler… Hepimiz içimizde o ötekilerle yaşıyoruz. Bazılarımız bu sesleri kısmayı öğreniyor, bazılarımız ise kendi sesini kaybediyor. Neden bizden hep olmadığımız birini olmamız bekleniyor? Oysa ki hepimizin kendine has bir sesi var ve bu sesi duyurdukça mutlu oluyoruz.
Golyadkin; olduğu nezaketli, ahlaklı adamdan tamamen farklı bir benliğiyle tanışıyor. Bu benlik, hırslı, sosyal, tuttuğunu koparan, yalaka bir adam. Yani tam da toplumun, dünyanın bizden istediği şekil. Böylelerinden herkes hoşlanır. İşe biri alınacaksa o alınır. Birine bir şey mi emanet edilecek? Ona bırakılır. Birine yol mu açılacak? Elbette o yürüsün diye bırakılır. Ne tuhaf… Sen sen olursan, ben ben olursam bu iş yürümez diyorlar. Anlamıyorum. Anlamayacağım.
Sesim diğerinden fazla çıksın diye kendimi paralamam isteniyor. Ama eninde sonunda bu ses de kesilmeyecek mi? Bir gün üzerime kat kat topraktan yorganlar sermeyecek misiniz? Öyleyse neden?
Golyadkin, bu durumu bize somutlaştırmak adına adeta ikiye bölünüyor. Aslında gerçekte bu denli açık olmadığı için hikâye ilk başta bir kimlik karmaşası veya karakterin farklı tonları olarak algılandı. Ama okumaya devam ettikçe, Golyadkin’in yaşadığı şeyin ne kadar yaygın olduğunu anladım. Mevzu bahis Dostoyevski… Zaten daha fazlasını söylemeye gerek bile yok.
Birçok şeyi hepimiz yaşamıyor muyuz? Aynı mutlulukları, aynı acıları, aynı heyecanları… İnsanı insan yapan ne varsa hepimizde bir yankı buluyor. Ve insan bir kere ne hissettiğini bir satırda, bir çift dizede veya bir notada bulunca kendini kaybediyor tek kelimeyle.
Dostoyevski. İnsanı ustaca anlatabilenlere hayranım. Bana samimi gelen kısmı ise hiçbir zaman kendini bizden ayrı tutmaması. Hatta hep yanlış yaparak, acıyı
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,4bin okunma
Korkudan soğuk terler dökmüş ve buz kesmiş bir halde uyandı ve korkudan soğuk terler dökmüş ve buz kesmiş bir halde gerçek hayatın da bu düşten pek farklı olmadığını hissetti… gerçek hayat da zorlu, ıstıraplıydı… biri göğsünden kalbini söküyormuşçasına acı çekiyordu.