"Utanç üzerine." Sanırım bu kitabı günümüzdeki insanlar olarak, çirkin gündemimizden mütevellit daha spesifik söylersek kendi ülkemizdeki insanlar olarak, kendimize böyle yormalıyız, bu yazılanları böyle dillendirmeliyiz. Veya sadece ben öyle anlamlandırdım bilemiyorum. Okurken kendimden sayısız kere utanç duyduğum bir yolculuk oldu ne yalan söyleyeyim; başımı kaldırdım bazen, birkaç dakika habersizce uçan kuşları izledim, yeniden eğdim kafamı ve ben bir 'insanım' dedim. Ve bunu tekrar tekrar söyledim okurken. Aynı o kuşlar gibi kendimizi habersizce uçarken bulduğumuz bu içi boş günlerde, çoğu zaman sadece bu seviyede bile kalmayı dilediğimi fark ettim. Tabii onların bağlamında bu kanat çırpışların bizimkilerden daha çok anlamı olsa da insanların deyimiyle sadece boş boş oturmak ve düşünmek bile bugünün dünyasında yaşanan onca kötülükten daha anlamlı ve faydalı olurdu şüphesiz; çünkü bu tarz bir düşünceyi boş yere hayatını harcamak gibi görmeyen, benim de örnek aldığım düşünürler ve şairler de vardı bu hayatta.
Aynı zamanında William Wordsworth'un arkadaşının ona "Neden William, o eski gri taşın üstünde, Gün boyu böylece, Neden William, tek başına oturursun, Ve düşlerle harcarsın vaktini?" demesi üzerine şu sözleri sarf etmesi gibi. "O halde sorma neden, burada tek başıma, Konuştuğum kadarıyla, Oturmuşum bu eski gri taşın üstüne, Ve düşler içinde geçiriyorum zamanımı."
İşte böyle zararsız ve doğaya kendisini teslim etmiş insanları da kendime hep rol model alıyorum. Ne kadar başarabiliyorum kısmına gelirsek, bu materyalist ve ruhunu kaybetmiş dünyada elimden geleni yapıyorum diyebilirim sadece. Ne kadar Seneca bu tarz bir yaşam şekline dahi çok sıcak bakmıyor olsa da ben kendimi yine çabalayanlar arasında gördüğüm için mutluyum. En azından günümüzde 'Erdem' denen,