Mello

Mello
@Heyimmello
But my smile still stays on, Value Pluto.
Puan vermedi·252 syf.··
2025 5. kitabı
·
53 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 23:06
Rastlantı mıdır bilmiyorum ama benim sonbaharım hep buruk, acı-tatlı ve çoğunlukla da hüzünlü geçiyor. Ekim ayında hüzünle boğuştuğum, hatta spesifik olarak ölüm üzerine bolca düşündüğüm bir akşam kütüphanemden bana bakan yüzünü gördüm onun. Elime aldım ve gülümsedim. Böylece hayatının son yıllarını, neler düşündüğünü anlattığı mektuplarını okumaya başladım. Van Gogh öyle ya da böyle çoğu insanın hayatında yer etmiş bir ressam. Hatta bu popülarite kimi zaman onu tanımak isteyenleri ve eserlerini seven bazı sanat severleri usandırıyor. Ama elbette bu durum onun sanat dünyasındaki yerini ve yarattığı etkiyi asla değiştiremez. Hatta tanıdıkça, hayatını öğrendikçe asla geri dönemediğiniz ve hüzünle sarmalandığınız bir hayat yolculuğuna şahit tutuyor sizi. Okudukça o kadar çok hayret ettim ki çabalarına, uğraşlarına, hayatını bir hedefe kitlemesine ve bunun için deliler gibi çalışmasına. Bir insanın hiç mi duracağı bir anı olmaz diye düşündüm ama resme, hayatının belli bir noktasından sonra başladığı için ve kendini ifade edebileceği böyle bir alanı keşfettiği için kendini şiddetle adayabildiğini fark ettim. Yalnızlığını örtüyordu, sevilmek istese de kaçabileceği bir yeri vardı ve kendisine inanıyordu. Böylece hayatını resme, boyalarına, tuval bezlerine ve sanata adadı. İşin aslı bu büyük adanışın sonucunu kendisi de görebiliyordu, ama yine de bunu kabul ederek daha çok çalışmaya devam etti. Hayat çoğu zaman zıtlıklardan, çelişkilerden, acılardan doğan güzelliklere boğar bizi. Kötü tat veren olgulardan nasıl böylesine yürek titretici şeyler çıkabilir diye şaşırırız ama hayat bizi hep şaşırtmaya devam eder. Van Gogh sıradan biri değildi. Biz insanlar da sıradan olanı tutmaz ve önemsemeyiz zaten. Önemsenmek, bilinmek, değerli görülmek ve takdir edilmek için bir bakıma
Theo'ya MektuplarVincent Van Gogh · Yapı Kredi Yayınları · 20168,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·188 syf.··
2025 4. kitabı
Toplumun bizden beklediği benlik ile kendi hamurumuzda hali hazırda yoğrulan bizler… Hepimiz içimizde o ötekilerle yaşıyoruz. Bazılarımız bu sesleri kısmayı öğreniyor, bazılarımız ise kendi sesini kaybediyor. Neden bizden hep olmadığımız birini olmamız bekleniyor? Oysa ki hepimizin kendine has bir sesi var ve bu sesi duyurdukça mutlu oluyoruz. Golyadkin; olduğu nezaketli, ahlaklı adamdan tamamen farklı bir benliğiyle tanışıyor. Bu benlik, hırslı, sosyal, tuttuğunu koparan, yalaka bir adam. Yani tam da toplumun, dünyanın bizden istediği şekil. Böylelerinden herkes hoşlanır. İşe biri alınacaksa o alınır. Birine bir şey mi emanet edilecek? Ona bırakılır. Birine yol mu açılacak? Elbette o yürüsün diye bırakılır. Ne tuhaf… Sen sen olursan, ben ben olursam bu iş yürümez diyorlar. Anlamıyorum. Anlamayacağım. Sesim diğerinden fazla çıksın diye kendimi paralamam isteniyor. Ama eninde sonunda bu ses de kesilmeyecek mi? Bir gün üzerime kat kat topraktan yorganlar sermeyecek misiniz? Öyleyse neden? Golyadkin, bu durumu bize somutlaştırmak adına adeta ikiye bölünüyor. Aslında gerçekte bu denli açık olmadığı için hikâye ilk başta bir kimlik karmaşası veya karakterin farklı tonları olarak algılandı. Ama okumaya devam ettikçe, Golyadkin’in yaşadığı şeyin ne kadar yaygın olduğunu anladım. Mevzu bahis Dostoyevski… Zaten daha fazlasını söylemeye gerek bile yok. Birçok şeyi hepimiz yaşamıyor muyuz? Aynı mutlulukları, aynı acıları, aynı heyecanları… İnsanı insan yapan ne varsa hepimizde bir yankı buluyor. Ve insan bir kere ne hissettiğini bir satırda, bir çift dizede veya bir notada bulunca kendini kaybediyor tek kelimeyle. Dostoyevski. İnsanı ustaca anlatabilenlere hayranım. Bana samimi gelen kısmı ise hiçbir zaman kendini bizden ayrı tutmaması. Hatta hep yanlış yaparak, acıyı
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,4bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Shakespeare’in trajedileri üzerine düşündüğümde, hep aynı döngüyle karşılaşıyorum. Baş karakterler büyük insanlar, güçlü figürler ama hepsi bir noktada zayıflıklarına yenik düşüyor. Othello kıskançlığına, Macbeth hırsına, Hamlet kararsızlığına teslim oluyor. Sanki Shakespeare, insanın bu temel duygularla kaçınılmaz bir savaşı olduğunu söylüyor. Ama neden hep bu kadar kesin ve keskin? Neden bu karakterler bir noktada iradelerini toparlayıp kendi yollarını çizemiyorlar? Düşünüp duruyorum. Evet kasıtlı yapılmış olabilir ama pek tabii daha derin ve gerçeği yansıtan karakterleri de okuyabilirdik. Bir roman olsaydı belki farklı olurdu, ama Shakespeare’in dünyasında karakterler sanki belli bir kaderi yaşamak zorunda. Bunu biraz tek düze buluyorum. Yolun başında trajedi ve Shakespeare lafını duyduğumda yine bir başrol ve yine 'onun bir duyguya mağlup olmasını okuyacağım' yankısını duyuyorum kafamda. Ama belki de bu anlatımın gücü buradan geliyor. Othello’yu sokakta görmeyebiliriz ama onun yaşadığı duygular, onun düştüğü tuzaklar hep içimizde. Dışarıya yansıtmasak da içimizde ne fırtınalar koptuğunu, ne ateşler yandığını ve onların ne büyük şiddetlerde olduğunu yalnız biz biliriz. Hepimiz kendi hikayemizin baş kahramanıyız ve belki de Shakespeare’in bize anlatmak istediği şey tam da bu: İnsan ne kadar büyük olursa olsun, içinde taşıdığı zaaflardan kaçamaz. Bu zaaflar o kadar büyük ve yok edici ki belki de o yüzden onları tek tek karakterlere bürümeyi tercih etmiş. Tüm bu uç karakterleriyle, tek bir uçarı duyguya hapsolmuş benliklerle yola çıkmış ve hislerin yazarı olmuş adeta.
OthelloWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2024 13. kitabı
Oidipus’un hikayesinde asıl belirleyici olanın kader değil, ailesinin kehanetle aldığı kararlar olduğunu düşünüyorum. Ondan korktukça, ondan kaçtıkça, istemeden kehaneti gerçekleştirmiş oldular. Hayatta da böyle değil mi? Daha çocukken, çevremizdeki insanların seçimleri bize çizilmiş bir yol sunuyor. “Kader” dediğimiz, belki de onların attığı tohumların yeşermesi sadece.
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2024 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2024 01:13
"Utanç üzerine." Sanırım bu kitabı günümüzdeki insanlar olarak, çirkin gündemimizden mütevellit daha spesifik söylersek kendi ülkemizdeki insanlar olarak, kendimize böyle yormalıyız, bu yazılanları böyle dillendirmeliyiz. Veya sadece ben öyle anlamlandırdım bilemiyorum. Okurken kendimden sayısız kere utanç duyduğum bir yolculuk oldu ne yalan söyleyeyim; başımı kaldırdım bazen, birkaç dakika habersizce uçan kuşları izledim, yeniden eğdim kafamı ve ben bir 'insanım' dedim. Ve bunu tekrar tekrar söyledim okurken. Aynı o kuşlar gibi kendimizi habersizce uçarken bulduğumuz bu içi boş günlerde, çoğu zaman sadece bu seviyede bile kalmayı dilediğimi fark ettim. Tabii onların bağlamında bu kanat çırpışların bizimkilerden daha çok anlamı olsa da insanların deyimiyle sadece boş boş oturmak ve düşünmek bile bugünün dünyasında yaşanan onca kötülükten daha anlamlı ve faydalı olurdu şüphesiz; çünkü bu tarz bir düşünceyi boş yere hayatını harcamak gibi görmeyen, benim de örnek aldığım düşünürler ve şairler de vardı bu hayatta. Aynı zamanında William Wordsworth'un arkadaşının ona "Neden William, o eski gri taşın üstünde, Gün boyu böylece, Neden William, tek başına oturursun, Ve düşlerle harcarsın vaktini?" demesi üzerine şu sözleri sarf etmesi gibi. "O halde sorma neden, burada tek başıma, Konuştuğum kadarıyla, Oturmuşum bu eski gri taşın üstüne, Ve düşler içinde geçiriyorum zamanımı." İşte böyle zararsız ve doğaya kendisini teslim etmiş insanları da kendime hep rol model alıyorum. Ne kadar başarabiliyorum kısmına gelirsek, bu materyalist ve ruhunu kaybetmiş dünyada elimden geleni yapıyorum diyebilirim sadece. Ne kadar Seneca bu tarz bir yaşam şekline dahi çok sıcak bakmıyor olsa da ben kendimi yine çabalayanlar arasında gördüğüm için mutluyum. En azından günümüzde 'Erdem' denen,
Felsefe-Düşünce
Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı ÜzerineSeneca · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202514,5bin okunma
Reklam