“Sen de görüyorsun ya, baba:
Gökler kızmış insanoğlunun ettiklerine,
Yıkacaklar neredeyse kanlı dünyasını.
Saate bakarsan gündüz şimdi:
Ama karanlığa boğulmuş göğün lambası.
Ya gecenin zaferi bu,
Ya da gün utanıyor doğmaktan.
Karanlıklar sarmış dünyamızın yüzünü
Diri aydınlıklar öpecekken.”
"Uykusuz gecelerimin sessiz karanlığında, yıldızların arasında kaybolmuş bir ruh gibi dolaşıyorum. Gökyüzüne bakıyorum, yıldızların arasında kaybolan Plüton'u düşünüyorum, sonra aynı soruyu kendime soruyorum: "Plüton nereye ait? Ben nereye aitim?"
Gökyüzündeki yıldızlar arasında kaybolan Plüton gibi, ben de kendimi arayış içinde buluyorum. Bir grup içinde yer almak, bir topluluğa ait olmak istiyorum, ama nereye ait olduğumu bilemiyorum. Belki de ben de bir zamanlar ait olduğum yerden çıkarıldım, belki de kendi gerçeğimi bulmak için bu yolculuğa çıkmam gerekiyor.
Belirsizlik içinde dolaşırken, Plüton'un trajedisini anlamaya çalışıyorum. Belki de ait olduğu gruptan çıkarılması, onun gerçek doğasının anlaşılmadığı anlamına geliyordu. Aynı şekilde, ben de belki de gerçek kimliğimi bulamadığım için bir yerlere ait hissedemiyorum.
Belki de bu yıldızlar arası yolculuk, Plüton'un yoluyla kendi yolumu bulma çabamın bir yansımasıdır. Belki de bir gün, kaybolduğum yerde değil, kendi içimde bulacağım gerçek aidiyeti. Plüton gibi, ben de kendimi bulduğumda, belki de bir grup içinde olmanın değil, kendi benliğimle barışmanın ne kadar önemli olduğunu keşfedeceğim. Bu yolculuk belki de bana, kaybolduğum yerde değil, kendi içimde bir yuva bulmam gerektiğini öğretecek."
"Yapmakla olup bitseydi bu iş,
Hemen yapardım, olup biterdi.
Döktüğüm kanla akıp gitse her şey,
Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen,
Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı
Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı.
Verdiğimiz kanlı dersi alan
Gelip bize veriyor aldığı dersi.
Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor
İçine zehir döktüğümüz kupayı.
Adam burada, iki kat güvenlikte:
Bir kere akrabası ve adamıyım:
Ona kötülük etmemem için iki zorlu sebep.
Sonra misafirim; Değil kendim bıçaklamak,
El bıçağına karşı korumam gerek onu.
Üstelik bu Duncan, ne iyi yürekli bir insan,
Ve ne bulunmaz bir kral.
Her değeri ayrı bir İsrafil borusu olur
Lanet okumak için onu öldürene!
Acımak yeni doğmuş bir çocuk olur, çırılçıplak,
Kasırganın yelesine sarılmış,
Ya da bir melek, görülmez atlarına binmiş göklerin,
Ve gider dört bir yana haber verir
Bu yürekler acısı cinayeti,
Göz yaşı savrulur esen yellerde.
Sebep yok onu öldürmem için,
Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne
Öbür tarafa düşüyor, eğerde duracak yerde."