İnsanları ve olayları kontrol etme hırsıyla her düğümü çözmeyi kendimize görev bildiğimizde, aslında aşırı korku , kaygı ve üzüntüyü de en baştan kabullenmiş oluruz. Kapıların yüzümüze kapandığı , ruhumuzun daraldığı, elimizin kolumuzun bağlandığı anlarda aşırı üzüntünün, kendini çıkmazda hissetmenin bir sebebi de kapının bir tane olduğunu sanmak, orada takılıp kalmaktır. Oysa sorunlar, üzerinden atlamak içindir. Karşısında yıkılmak için değil. Aşırı korku , makul olanın fevkinde kaygı , helak eden üzüntü... Bunlar hep şeytandandır.
( Âl- i İmrân , 175)
Tüm yanlışları düzeltme telaşına düşerken, bir de bakıyoruz ki kendi yapabileceğimiz doğruları ihmal etmişiz. Başkalarını ikmal edelim derken kendimize imal edememişiz.
Kendi hayatımıza dönüp baktığımızda, bir tarafta Allah'ın rıza ve hoşnutluğu, bir tarafta insanların takdir ve onayı; bir tarafta inaç ve ilkelerimiz, bir tarafta toplumun bize dayattığı çeşitli davranış modaları arasında kaldığımızda hangisi için daha çok endişeleniyoruz düşünelim...