Kuşları düşünürüm. Somut dediğimiz, gerçek dediğimiz dünyada, uçuşuna imrenegeldiğimiz. Özgürlüğün bir simgesi diye bakageldiğimiz ...
Özgürlüğümüzü budayan, ayağımızı yerden kesmenin güçlüğü mü?
Bundan mıdır düşlerimizde, uçma ile düşmenin, olduk olası, bir araya gelmesi?
Bir zamanlar ölümsüzlüğün, sonrasızlığın simgesiydi kaplumbağa. Sonsuza dek yaşayacak yazıtlar bırakmak istediğiniz zaman koca taş kaplumbağalar yontturur, taş sırtlarına kazıtırmışız. Yazılan az ötede üç yüz yaşında bir kaplumbağa, ikiye bölünmüş ...
Yüksekçe duvar kalıntısına çakılmış olan demirlere bağlanmış, sonra oradan aşağı inmiş, doymak bilmezliğiyle yöresini tükete tükete dönmüş, ipini art ayağına dolamış, bir daha dönüp biraz daha yukarıda kalan bir çalılığa uzanmış, ipini o çalılığa da doladıktan sonra bir kez daha dönmüş, boynundan asılı kalıvermiş.İpin anlattığı bu.
Son olarak biyofilinin gelişmesi için önemli bir koşul özgürlüktür. Fakat politik prangalardan "özgürlük" yeterli bir koşul değildir. Hayat sevgisi gelişecekse, özgürlük yaratma ve kurma, merak duyma ve cesaret etme özgürlüğü olmalıdır. Bu türden özgürlük, bireyin bir köle ya da makinenin çarklarından biri değil, faal ve sorumlu olmasını gerektirir.