AKŞAM VAKTİ
Ne Güneş Ay'a yetişebiliyor, ne de ay Güneş'i geçebiliyor. Her biri kendi yolunda, hiç şaşırmadan akıp gidiyor... Güneş, ufkun Batı ucundan gönderdiği Kızıl bûseleriyle vedalaşırken bizimle, sırasını bekleyen ay, solgun yüzüyle bir selam gönderdi gökyüzüne.
İşte güneşi terk etti bizi.
Yıldızların dökülmesi ve dağların yürümesi de yakın. Alametleri gördük bir bir,kıyamete hazır artık, ölümü bekliyor dünya.Sur'un sesinin üstüne bir ses yok; uzun, karanlık, koyu bir sessizlik zamanıdır şimdi..
Gündüzün içinden geceyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarır elbet.
Tıpkı güneşin karanlıklardan sıyrılıverdiği gibi, canın da tenden ayrılma vaktidir şimdi. Gün nasıl akşam verirse son nefesini, tabiat kışın kuşanırsa beyaz kefenini, insanın da gün gelir tükeniverir ömür sermayesi. İşte, vakit ayrılık vakti.
Ayrılırken garip bir yolcu gibi dünya evinden, ancak bir akşam vakti kadar yaşadığını zanneder insan!
Sen de ömrün gibi hissettirmeden akan bu akşam kızıllığı geçmeden, solmadan yüzün, can teni terk etmeden dur huzura!
Ölmeden önce öl ki, yaşadığını anla!
Son namazın gibi, hüzünlü bir veda anı gibi, kondur alnını seccadene!
Gün ölürken, sen hâlâ ölmemişken haydi, şükret yaşadığın için şimdi!
Vakit, akşam namazı vakti...