Kendimizi, istemediğimizi söylediğimiz şeyleri yaparken bulduğumuzda buna sebep olan şey çevrenin ısrarındaki kuvvet değil, bizim reddimizdeki zayıflıktır. Hayırlarımız kuvvetli olmadığında evetlerimizin de bir anlamı kalmaz. Huzur bozulmasın diye her şeye evet demek bizi o kadar silikleştirir ki hiç yaşamamış gibi oluruz.
İstemek güçlü bir irade gerektirir. Aynı zamanda ne istediğinizi de bilmeniz lazım. "İstiyorum" diyebilen kişi seçeneklerini iyi kötü ölçmüş biçmiş, birinde karar kılmış demektir. "Niçin?" Sorusuna verilecek, iyi düşünülmüş bir cevabı vardır. Bazılarımız bu seçimleri yapamaz. İstemekten, onun getireceği sonuçlardan korkar. Bazen de bu korkunun altında hata yapma endişesi yatar. Oysa hatasız yaşama isteği, istemenin kendisini öldüren ve kişiyi bu dünyada hiç var olmamış gibi sıfırlayan bir erektir.
Sosyal hayatta insana herhangi bir yükümlülük yüklemeyen bir inanç ve ahlâk sisteminden bahsetmek ne kadar anlamsız ise yükümlülüğü olup da müeyyidesi/yaptırımı bulunmayan iman ve ahlâk fikri de o kadar anlamsızdır.