Eğer sorun maddiyse, yani eğer kadın-erkek eşitsizliğinin temelinde feministlerin giderek artan bir bölümünün de kabul ettiği üzere sınıf eşitsizliği varsa, kadın-erkek eşitsizliğine karşı verilecek mücadele ile sınıf mücadelesi arasında en azından birbirini çelmemelerini sağlayacak bir bütünlük kurulmalıdır. %99 için Feminizm metnine vesile olduğu belirtilen[32] “feminist grev” konsepti bunun nasıl yapılabileceği değil nasıl yapılamayacağının bir örneğidir. Zira sermaye üretimi ve emek gücünün yeniden üretimi birbirine bağımlı iki süreç değil tek bir süreç olarak soyutlandığında, sanki sermaye sınıfı için her ikisi de aynı derecede yaşamsalmış ve işçi sınıfı da her ikisinden aynı biçimde el çekebilirmiş gibi bir düşünce oluşmaktadır. Oysa işçi sınıfı sermaye sınıfına karşı nasıl ve hangi radikallikte mücadele yürütürse yürütsün, kendi yeniden üretimini her gün gerçekleştirmek zorundadır ve sermaye sınıfının kendi yaşamsal yeninden üretimi gibi bir kaygısı yoktur. Herhangi bir grev, grevdeki işçiler kendi yeniden üretimlerini gerçekleştiremez hale geldiğinde kırılır. Dolayısıyla işçi sınıfının yeninden üretimi mücadele için durdurulamaz, ama mücadele ile dönüştürülebilir ve kadın-erkek eşitsizliği buradan dışlanabilir. Yapılması gereken budur: “Barakalara barış, saraylara savaş” ya da patrona karşı grev, sınıf içerisinde dayanışma. gelenek.org/kadin-erkek-esi...
(...) toplumsal yeniden üretim her ne kadar sermaye birikiminin bir önkoşulu olsa da, kendisi ortaya bir sermaye birikimi çıkartmaz, yalnızca sermaye birikimini mümkün kılar (bu açıdan da devletle benzerdir). Daha önemlisi, sermaye üretimi bir gün ortadan kalkacaktır ancak toplumsal yeniden üretimin ortadan kalkması mümkün değildir. Sermaye sınıfı işçi sınıfının kendi kendisini yeniden üretmesinden çıkar sağlamaktadır ama işçi sınıfı kendi kendisini sermaye sınıfı çıkar sağlasın diye değil, hayatta kalmak için yeniden üretmektedir. Dolayısıyla “ücret karşılığı yapılan kâr üretilmesi işi, (büyük ölçüde) ücretsiz yapılan insanların üretilmesi işi olmaksızın gerçekleştirilemez” tezi[30] iki sebepten dolayı sorunludur. Birincisi, insanların yeniden üretiminin durması ile sermayenin yeniden üretiminin durmasının sonuçları işçi sınıfı açısından aynı değildir. İkincisi, bu tezin tersi, kendisine göre daha doğrudur, zira kapitalist üretim biçiminin hâkimiyeti altında emeğin ve sermayenin yeniden üretimi arasındaki karşılıklı bağımlılık eşitler arasında değildir; sermaye sınıfı egemen sınıf, onun yeninden üretimi (yani sermaye birikimi) de egemen üretim biçimidir. gelenek.org/kadin-erkek-esi...
İşçi sınıfının yeniden üretimi sermaye egemenliği açısından yerine getirilmesi gereken bir zorunluluktur ancak sermaye sınıfı bunun kadının geçimlik emeği tarafından gerçekleştirilmesinden maddi bir çıkar sağlamamaktadır. Aksine sermaye sınıfı bir eğilim olarak kadın emeğinin daha fazla metalaşmasını, yeniden üretimin de daha fazla meta tüketilerek gerçekleştirilmesini tercih eder. Bunun önündeki engel ise feministlerin iddia ettiği üzere ataerkilliğin ayak diremesi değildir.[28] Sermaye sınıfı, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki temel çelişki kapitalist ekonominin genişlemesini sınırlandırdığı ölçüde, kapitalist üretimde istihdam ettiği emek ile kapitalist olmayan geçimlik emek arasındaki işbölümünü, toplumu daha kolay yönetebilmek için bir kadın-erkek işbölümü olarak gerçekleştirir. gelenek.org/kadin-erkek-esi...
Feminist ideoloji, toplumsal yeniden üretimin gerçekleşmemesi durumunda insanlığın biyolojik varoluşu tehlikeye gireceği için, insanlığın en temel faaliyetinin bu olduğu ve mevcut üretim biçiminin yeniden üretiminin (yani kapitalizm söz konusu olduğunda sermaye birikiminin) buna bağımlı dolayısıyla ikincil olduğunu savunmaktadır.[15] Bu, doğrudan doğruya yanlış olmasa da tarih dışı bir görüştür. Hiçbir üretim biçimi toplumsal yeniden üretimin gerçekleşmesi için uygun bir zemin teşkil etmeksizin yerleşik bir sistem haline gelemez, ama üretim biçimleri toplumsal yeniden üretimin gerçekleşmesi değil, egemen sınıfın refahı ve zenginliğinin büyümesi için ortaya çıkarlar. Kapitalizm açısından da toplumsal yeniden üretim amaç değil zorunluluktur ve birazdan göreceğimiz üzere, iddia edildiği ölçüde bir “yumuşak karın” değildir. gelenek.org/kadin-erkek-esi...
Zaten tarih, burjuva ekonomi politiğinin “ev kadını” olarak tanımladığı insanların aslında nasıl yedek sanayi ordusunun bir parçası olduğunu gösteren örneklerle doludur, biz ispat niteliğinde bir tanesini verip, geçelim: ABD’de 2. Dünya Savaşı sırasında kullanılan “We Can Do It” propaganda posterlerinde yer alan, sonrasında anaakım feminist ideoloji tarafından da bir ikon olarak benimsenen Perçinci Rosie (Rosie the Riveter). Savaş koşullarında, esasen erkeklerden oluşan sanayi işgücünün bir bölümü silah altına alındığında ve eşzamanlı olarak savaşa yönelik ek üretim emek talebini artırdığında, metalaşmış emek arzında ortaya çıkan daralma yüzünden ücretler hızla yükselmiş[13]; ABD burjuvazisi kadını propaganda posterleriyle evden fabrikaya bu eğilimle mücadele etmek için çağırmıştı. Savaş bitti, ek üretim ihtiyacı ortadan kalktı, asker evine döndü ve burjuvazi bu kez gereksiz işsizlik istatistikleriyle uğraşmamak için kadınlara “hadi evinize” dedi. Bunu ne kadar alçak ideolojik yöntemlerle yaptığını merak edenler ABD’de 1945-60 döneminin reklam posterlerine kadının nasıl gelir sahibi erkeğin evdeki hizmetkârı olarak sunulduğuna bakabilir. gelenek.org/kadin-erkek-esi...