Ben kitapların hayatımıza tesadüfen girmediğine her birinin içinde bulunduğumuz bir ihtiyaçtan ya da bir arayıştan doğduğunu düşünüyorum. Bu kitap da benim için tam olarak böyle bir zamanda karşıma çıktı.
Kitapta şöyle bir cümle geçiyor:
“Bir olay insanın varoluşunu sarsacak kadar güçlü olduğunda — ölüm, kayıp, ihanet, savaş gibi — zihin yapıları çözülür. O an kişi eski anlam haritasını kaybeder. Ancak tam da o çözülme anında yeni bir yapı kurulmaya başlar.”
Yakın zamanda yaşadığım bir kaybın ardından ben de tam olarak böyle bir dönüşümün içine girdim. Hayatımda yaşanan birçok olayı artık çok daha derinden hissediyor, zaman zaman çelişkiler içinde kalıyorum. En çok da iç sesimin kendime karşı ne kadar yıkıcı olabildiğini fark ettim. Bu, daha önce tanık olduğum bir şey değildi . Sanki zihnim artık susmuyor ve iç sesim kontrolü eline almış gibi hissediyordum.
Bu durumun farkına vardığımda nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyordum. Tam da o sırada çok yakın bir arkadaşım bana bir defter hediye etmesi ve günlük tutmaya başlamamla birlikte, belki de yeni yol haritamı bulabilmek için kendimi anlamaya çalıştığım bir arayış başladı.
Hâlâ bu sürecin içindeyim. Keşfediyorum, bazen reddediyorum, bazen sinirleniyorum. Ama bu kitapla birlikte sanırım biraz da teslim olmayı öğreneceğim. Yapamadıklarım için kendime kızmak yerine, kabul etmenin ve vazgeçmenin her zaman bir başarısızlık olmadığını anlamaya çalışacağım.
Her şeyi yapmak zorunda değilim. Bu düşünceyle kendime daha fazla şefkat göstermeyi öğreniyorum. Hayatta var olma amacımı ararken; kendimi kırmadan, anlayışla ve sabırla ilerlemeye çalışıyorum.
Farkındalığımı artıran, zaman zaman durup kendimi dinleme molaları verdiğim, oldukça akıcı ve keyifle okuduğum bir kitaptı. Bir cümlede olsa herkesin kendinden bir parça
Hemen hemen hepimiz okuduğumuz kitaplarda kendimizden bir şeyler bulmak isteriz. Belki de okumanın keyfine ancak böyle varır, metne ancak böyle ait hissederiz. Belki de bir önceki okuduğumuz kitabın etkisinden çıkmanın en güzel yoludur bu. Bahçıvan ve Ölüm tam olarak böyle bir kitaptı. Okurken, birkaç sene önce yaşadıklarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Karakterler yazarın babası ve kendisi değil de sanki ben ve dedemdi. Bu kadar benzer hayatlar yaşamış olmamız, acının aslında ne kadar ortak olduğunu gösterdi bana. Sevdiğimizi kaybetmenin sonsuz hüznüyle hayata devam etme mücadelesi ne kadar da ortaktı. Yasın derinliği, bitmeyen hâli ne kadar tanıdıktı.
Çok dokunaklı bir kitaptı; zaman zaman ağlamamak için kendimi zor tuttum, zaman zamansa akışına bırakıp ağlamayı tercih ettim. Bana, günlüğümü okuyormuşum hissi verdiği için bu kitapla çok güçlü bir bağ kurdum. Sanırım bu kitabı kimseye önermek kolay olmayacak. Okuyanın da kendinden ortak şeyler bulması ihtimali kaygı verici; ama aynı zamanda böyle derin bir kitabın kimse tarafından okunmamasını kabul etmek de istemiyorum. Bu yüzden ilk önereceğim kitap olması büyük bir çelişki benim için. Çok özelsin benim için çok.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Kitap, kısa ve akıcı olmasıyla bir çırpıda bitirilebilecek türdeydi. Ancak okurken sık sık "Ben ne okuyorum?" dediğim için biraz uzun sürdü. Bunun sebebi, kitapta çok fazla üzücü, hayal kırıklığı yaratan ve kötü olayın yer almasıydı.
Ana karakter Firdevs, hayatının büyük bir kısmını fahişelik yaparak geçirmiş bir kadın. Başlarda bunu istemeden yaptığını söylese de, zamanla bu işin ona özgürlük getirdiğini düşünmeye başlamış. Bu düşünce bize ne kadar ters geliyor, değil mi? Ama olayların içine girdikçe zaman zaman ben de bu fikre ikna oldum. Ayakları üzerinde durmaya çalışan, birey olma çabasında bir kadın, hayatın acımasız koşulları yüzünden fahişeliğe sürükleniyor. Ancak ne kadar çabalarsa çabalasın, hayatına giren ya da tesadüfen karşılaştığı insanlar onu sadece bir "fahişe" olarak görüyordu.
Kitabı okurken erkeklere karşı öfkem ve sitemim sık sık arttı. Bu, bilerek yaratılmış bir durum değil; hayatın çarpıcı bir gerçeği. Bunu kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız.
Firdevs, çok güçlüydün. Hikâyen beni derinden etkiledi.
Çerez niteliğindeki bu kitap, 90 yaşındaki gazeteci bir adamın doğum günü için kendisine armağanıyla başlıyor. Yıllarca genelevine giden, sıradan tek gecelik birliktelik yaşayan ve yalnızlığı benimseyen bu adam, 90 yaşında genelev patroniçesinden bakire bir kız istemesi ve kendinden onlarca yaş küçük bu kıza aşık olmasıyla devam ediyor. Kızın çok küçük olması ve o geceden sonra yaşlı adamın kıza aşık olması, bazı okurları rahatsız edebilir, ancak kitaptan farklı mesajlar almak isteyenler de olabilir. Aşkın yaşla ölçülemeyeceği, yaşlılığın hissedilenden farklı olduğu ve yaşın sadece rakamlardan ibaret olduğu güzel ve akıcı bir dil ile anlatılmaktadır.
Kitabın sürükleyici oluşu muazzam. Daha önce Ayşe Kulin'e ait bir kitap okumamıştım okuduğum ilk kitabı Yarın Yok ile beğenimi aldı yazar. Diğer kitaplarını en kısa sürede okumayı diliyorum.