Yapılan planlar artık birer gerçekti, insan bir kez geleceğini tasarlamışsa onu yaşamış sayılırdı. İnsanın kafasında kurup gözünde canlandırdığı bir şey, tıpkı diğer gerçekler gibi bir gerçeğe dönüşürdü. Asla yok edilemezdi, ama her tür saldırıya açıktı.
"İnsanoğlunun gözü hiç doymaz, ne kadar çok versen o kadar çok ister," denirdi hep.
Sanki kötü bir şeymiş gibi. Oysa insanoğlunu diğer türlerden ayıran, sahip olduklarıyla yetinen hayvanlara üstün kılan da bu özelliği değil miydi?
Kasaba denilen şey, bir sürü hayvanına benzer. Tıpkı bir hayvan gibi onun da bir sinir sistemi, bir kafası, omuzları ve ayakları vardır. Her kasaba kendine özgü, benzersiz bir varlıktır; öyle ki şu koca dünyada birbirinin aynısı iki kasaba bulamazsınız. Duyguları da vardır bir kasabanın, an gelir tüm kasaba halkı tek bir yürek gibi aynı hislerle çalkalanır. Hele yeni bir haberin göz açıp kapayıncaya dek koca bir kasabaya yayılması anlaşılır gibi değildir.
Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildi, isteğin fazlası, şansı kaçırabilirdi, insan bir şeyi tam ölçüsünde istemeli, Tanrı'yı, tanrıları kızdırmamalıydı.