Bu kitabı kardeşimle gittiğim pizzacıda ödeme yaparken küçük bir rafta gördüm.
Sadece Süveyda’nın anlamını okuduğum kitap kapağından sonra içindekilere göz atıp bu kitabı almalıyım dedim.
Bu kitapla karşılaşmamamın tesadüf olmadığını arka kapağını okuyunca anladım.
Ve son sayfasını okuyup gözlerimi kapatınca yanılmadığımı ve içimde bir şeylerin değiştiğini fark ettim.
“Tesadüf diye bir şey yoktur bu hayatta.Bir şey oluyorsa mutlaka anlamı vardır…”
Oblomov ya da oblomovluk.. Aslında herkesin içinde yatabilir bi kişilik. Zaman zaman herkesin hayal ettiği hayatmış gibi görünen tembellik, umursamazlık, hayata küskünlük , kaygısızlık ya da miskinlik hali ilk 239 sayfa boyunca kahramanımızın durumunu gösterir.Lakin hayat nedir,yaşamak nasıldır gibi sorular işin içine girince bir uyanış gerçekleşmek için can atacaktır.Peki “ya hep ya da hiç” durumu nasıl tezahür edecek?İç sorgulamalar , hayal dünyası ve gerçek dünya arasında nasıl şekillenecek kahramanımız bu durumlarla nasıl baş edecek? Tüm bunlar hepimizin kendi iç savaşlarını da anlatıyor gibi en azından ben bu kitabı kendime çok yakın hissettim gördüğüm görmediğim herkese de tavsiye edeceğim mutlaka hayatın bir döneminde hatta ara ara tekrar okunması gerektiğine inandığım nadir eserlerden..
“Düşünce ancak sevgiyle serpilip gelişir.”
Şu kocaman dünyada kendisini bir başına unutulmuş gibi hisseden kaç yürek kaç nefes vardır acaba?~~>Kürk Mantolu Madonna’dan sonraki kalbime gelen ufak bir not…