Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ders çalışmayı zevkli hale getirmek için başvurulan yöntemler bile sonuç odaklıdır. "Çalışırsan şunu alırım", "Başarırsan bunu kazanırsın" der büyükler. Sıklıkla da, boş boş işler yapmamamız, bir amacımızın olması gerektiği hatırlatılır. Üstelik yalnızca ebeveynlerimiz ve bize bakım verenler değildir bir amacımız, bir hedefimiz olması gerektiğini söyleyen. İş mülakatlarında da, en sık sorulan sorulardan biri, kendimizi bun dan beş sene sonra nerede gördüğümüzdür. Beş sene sonranın planını yapmamış, o zaman nerede olacağını kestiremeyenlerin yanına pek olumlu olmayan bir işaret çizilir.
Hedeflerimize ulaşamadığımız her günün çabucak bitmesini istemeyi öğreniriz, "yatarız kalkarız, yatarız kalkarız" ve istediğimizin olmasını bekleriz. Böyle böyle şu anı hor görmeye, süreci ise görmezden gelmeye başlarız.
Masallar biteviye " ... ve sonsuza dek mutlu yaşadılar ... " diye sonlanır. Mutluluğun sürdürülebilir bir hal olabileceği düşüncesinin kökeni bu kadar eskiye dayanır. O zamandan başlarız mutluluğu hedef belirlemeye. Alaaddin'in cini, serbest kaldığında ilk önce, "Dile benden ne dilersen!" der. Ve biz de öğrendiğimizi yapar, çoğunlukla sonucu bizden bağımsız bir dolu faktöre bağlı olan şeyler dileriz. Mutluluk, başarı, sağlık, para, aşk...
Değerlerini belirlemesi istenen pek çok insanın hedeflerini sıralaması şaşırtıcı değil. Bizler, bizi hedef odaklı olmaya yönlendiren bir dönemde yaşıyoruz. Sürece önem vermek çoğumuza yabancı. Çoğumuz daha çok sonuç odaklıyız; kendimizi daha iyi hissetmeye, daha iyi görünmeye, daha fazla kazanmaya odaklayız. Bizlere yapılacaklar listemizdeki maddeleri tamamlarsak daha iyi bir hayatımızın olacağı öğretiliyor. Hayatımızı çocukluktan miras bu düstur doğrultusunda sürdürüyoruz.