Kendimizi aşmamızda çok önemli bir iş birlikçi olan "zaman" amacımız doğrultusunda çalışmaya zorlanmazsa aleyhimize dönebilir. Çünkü zaman, alışkanlıklar teorisi gereği psikolojimiz üzerinde lehimizde ya da aleyhimizde baskı kurar. Alışkanlıklar sinsi bir şekilde yavaşça ilerler. Adeta tekrarlanan davranışların uzun vadede başarıyı getireceğinden haberdar gibidir. İlk hareket zor olsa da ikincisi daha az zahmetli olur. Üçüncü, dördüncü defa harcanan çaba azalır ve yok olmaya yüz tutar. İlk başlarda harcanan zahmetli, nahoş çaba giderek bir ihtiyaca döner.
Sabah uyanır uyanmaz veya giyinirken, işe giderken günlük yapacakları işleri düşünmek insana çok faydalı olacaktır. Bu tür alışkanlıklar çok çabuk edinilir.
(...) notlarımızı tekrar tekrar okumak ve hangi davranışın nasıl bir tehlike yaratabileceğini somut olarak derinlemesine düşünmek akıl yürütürken bize yardımcı olacak en önemli adımlardır.
İnsan macera ve yeniyi keşfetme arzusu nedeniyle sürekli araştırmak ister. Önemli olan ise olgunun miktarı değil kalitesidir. Çoğunlukla yüksek öğretimde unutulan da budur. Eleştirel bakış açısı, aklın gücü, zihnimizi kontrol edebilme teknikleri öğretilmez. Gencin beyni orantısız bilgi yığınıyla yüklenir. Sadece hafızalarına yönelik çalışmalar yapılınca önemli olan gözden kaçar; bir metotla çalışma alışkanlığı ve inisiyatif kullanma becerileri unutulur.
Yüksek öğrenimin yanlışlıklarından, yanlış sınav sisteminden daha fazla bahsetmenin anlamı yok. Bütün sis temi üzerinde taşıyan "mihenk taşını" keşfetmeniz yeterli. Mihenk taşı bilimin doğasını, bilimsel bakış açısını, araştırmacının gerçek değerini, bilimin genç kuşaklara nasıl aktarılacağını öğretebilmektir.