İbn Tufeyl yalnızca bir hikâye anlatmaz; bir deney tasarlar. İnsan, hiçbir öğretmene, kitaba ya da dine temas etmeden, sadece gözlem ve akıl yürütme ile evrenin ilkelerine ulaşabilir mi? Hay, doğa yasalarının ardında bir düzen, bir birlik fark eder. Zamanla bu birliği “Mutlak Varlık” olarak kavrar; düşünce, adım adım sezgiye, sezgi de hakikate dönüşür.
Dağ, Deniz, Güneş ve Gece metaforları ile doğa karşımıza adeta bir mürşid olarak çıkar.
Bu sadece bir adam ve bir adanın hikâyesi değil. Hakikate ulaşmanın "kendi içinde" insanın kendi iç deryasında olduğudur.
Felsefe ve Tasavvuf Hay Bin Yakzan'da birbiri ile oldukça yakın iki dosttur. İbn Tufeyl, felsefe ile tasavvufu bir köprü gibi yan yana getirir. Sanki akıl, kapıyı aralar; ama o kapıdan geçmek için kalbin sessizliğine ihtiyaç vardır.
Hulâsa; İki yüzlü bir ayna olan Hay Bin Yakzan'ın iki yüzü şöyle anlatilabilir.
Bir yüzünde, insan aklının hiçbir dış rehbere ihtiyaç duymadan hakikate varabileceği iddiası vardır.
Diğer yüzünde, hakikatin nihai basamaklarında aklın sessizleşip kalbe teslim oluşu vardır.