Bir tebeşire ihtiyacımız var; tahtadan yere düşmüş yarım bir tebeşire...
Belki yazacaklarımız anlaşılabilir.
Bir silgiye ihtiyacımız var; tozlarıyla ellerimizi beyazlatan...
Belki bencilliklerimiz silinebilir.
İhtiyacımız var; şekerleri avuçlamaya, üstümüzü kirletmeye.
Oyuna dalmaya, unutmak için
Parmaklarla barışıp, parmaklarla küsmeye
Elimizden tutulmaya, karşıdan karşıya geçerken İhtiyacımız var attâya gitmeye
Bir şey beklememeye severken
Sarılmaya boyunlara, firlatılmaya havaya Dudaklarımızı büzmeye, uçunca balon
İhtiyacımız var
Dişlerimizi saklamamaya gülerken
Kırmızı bisikletlere, yeşil atlara
Basit sorulara ihtiyacımız var
Masum cevaplara
Bir tebeşire ihtiyacımız var; tahtadan yere düşmüş yarım bir tebeşire...
Çocuk gözlerine ihtiyacımız var, ağlamak için
Çocuk kalbine...
Neva olmak nasıl bir histir diye? Kolay olmasa gerek, insanların bu kadar acımasız olduğu, iyilerden çok kötülerin sözünün geçtiği, gerçek ilişkilerin değil çıkar ilişkilerinin revaçta olduğu, insanların imkan olarak görüldüğü bir dünyada böyle hassas bir insan olmak. Hassas olmayan insanlar için yaşam daha kolay, düz bir çizgi üzerinde yaşayıp gidebiliyorlar, daha az sorgulayarak. Ama hassas insanlar için, her detay bir hüzün sebebi haline gelebiliyor. Sanki başka bir gezegenden acı çekmek için dünyaya gönderilmişler gibi düşünüyorum bazen hassas insanları. Bu dünyaya alışmak mümkün ama bu durum zaman alıyor ve geçen zamanda da bolca acı çekiliyor. Alman yazar Goethe kim bilir nelere şahit oldu da "Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir," dedi.
"Anmak bir acıyı hep yeniden sormaksa, Bir kırgınlık yanağında öyküleşmektir. Dinmez burukluğunda bir ağrıyı susmaksa, Sürekli yararlanmak, ölümle eşitleşmektir."