Hatice Baygın

Toplum tarafından doğal içgüdüleri bastırılarak evcilleştirilen insanlar “düşünen, akıl yürüten, hesaplayan, neden ve sonuca göre düzenleyen” talihsiz varlıklara dönüşmüşlerdir… (Nietzche)
Sayfa 108 - Yordam Kitap·Kitabı okuyor
Reklam
Marx feodalizmden kapitalizme geçişin “uygarlaştırıcı” yönünü överek, onun üretici güçlerin gelişmesinin önündeki tüm engelleri yıkan devrimci yanının altını çizer: dar kapsamlı yerel sosyal ilişkilerin sınırları içine sıkışmış bireylerin, daha geniş sosyal ilişkiler içine girip, bilinçlerinin gelişmesiyle insanların daha evrenselleştiğini iddia eder. Kapitalizim, bir yandan kendine yeterli cemaatlere gömülmüş olan insanları birbirinden koparır ve bireyselleştirir; öte yandan, bu bireyleri yeni ilişki biçimleri içinde, piyasa aracılığıyla bir araya getirerek, ihtiyaçlarının karşılanması için birbirine daha bağımlı hale getirir, yani toplumsallaştırır. Böylece bireyselleşme ve toplumsallaşmanın birbirine zıt değil, birbirini besleyen süreçler olduğunu fark ederiz. Ne var ki bu yeni bireyselleşme ve toplumsallaşmaya, yabancılaşmanın gölgesi düşmüştür. İnsanlar feodalizmdeki kişisel bağımlılıklarından kurtulup, piyasaya bağımlı hale geldikçe, aralarındaki toplumsal ilişkiler de kişisel olmaktan çıkar, herkesin birbirini yalnızca bir araç olarak kullandığı, metalar arası ilişkilere dönüşür.
Sayfa 99 - Yordam Kitap·Kitabı okuyor
İnsanın en temel görevi kendini bilmek yani özgürlüğünü kabul edip, bu bilinçle hayatına yön vermektir. Ama en başta dediğim gibi insanların çoğu kendini kandırarak özgürlükten kaçar ve tek ahlaki yanlış da budur. Kendini kandırıp, kendinden kaçmanın en yaygın yolu, belirlenimciliğe inanmaktır. Bugünkü karakterinin ve seçimlerinin, geçmişte yaşadığı bir takım şeylerin zorunlu sonucu olduğunu düşünen birisi aslında suçu dışsal koşullara atarak, şu anda kendi istediği şekilde yaşamayı denememek için bahaneler buluyor bence. (Sartre)
Sayfa 62 - Yordam Kitap·Kitabı okuyor
Yaptığımız seçimlerle ve eylemlerle kendi kişisel ahlaki değerlerimizi belirleriz. Bence ahlak, insanın ötekilerle ilişkisini düzenlemeye yarayan sabit kurallar değil, öncelikle bireyin kendisiyle ilişki kurma biçimiyle ilgili. (Sartre)
Sayfa 61 - Yordam Kitap·Kitabı okuyor
Hayvanlar alemine baktığımızda, güçlü bir hayvan acıkınca güçsüz olanı yediği zaman, onu suçlayamayız; oysa insanlar aleminde güçlü güçsüzü ezdiği zaman onu sorumlu tutar ve bu yaptığının yanlış olduğunu söyleriz. Aradaki fark nereden gelir? İnsanların eylemlerinden ahlaki olarak sorumlu olmasından ve olan ile olması gerekenin örtüşmemesinden. Dünya ne kadar adaletsiz bir yer olsa da, böyle olmaması gerektiğini, ideal durumun herkesin insanlık onuruna saygı gösterilmesi olduğunu iddia ederiz. Başkasının onuruna saygı göstermek, sadece ona fiziksel zarar vermemek değil tabi; başkalarını hiçbir zaman sadece araç olarak görmemeyi de içeriyor. Öldürmek, çalmak, yalan söylemek kötüdür çünkü kişinin kendi çıkarını sağlamak için ötekine araç olarak davranmasını içerir. Yani, ahlak hem bireysel, hem de toplumsal olarak ‘doğa yasalarının’ ve ‘doğal belirlenmişliklerin’ ötesine geçmeyi sağlar; bireyin kendi yarattığı (ama keyfi olarak değil) ahlak ilkeleri bireysel özgürlüğün temelidir.
Sayfa 59 - Yordam Kitap·Kitabı okuyor
Reklam