Felsefede hiçbir şey dolaysız olamaz;
"düpedüz" dile getirilmiş felsefi bir düşünce, olamaz -
çünkü, felsefeyi felsefe yapan, yalnızca, (belki de)
rastlantısal olarak, o tek kişiyi ilgilendiren bir şeyin,
dolaylanarak, her bir kişiyi ilgilendirmesi gereken bir şey
haline getirilmesi değil; aynı zamanda,
o kişinin yaşamındaki ilgi odağından uzaklaştırılarak
"kişisel" niteliğini yitirmesi, soğuması, durulması,
sar, arı, berrak düşünce haline gelmesidir. Bu da, işte,
felsefeyi böyle yapan kişi için, büyük acıları gerektiren;
sanki, kendisine çelme takmasını,
kendisini çamura düşürerek kirletmesini
gerektiren bir çabadır.
Felsefede önemli olan düşüncenin kendisi değildir -
bütün düşünülebilir düşünceler, zaten,
şu ya da bu biçimde, daha önce düşünülmüştür;
önemli olan, düşüncenin dile getiriliş biçimidir -
"yeni" anlam ancak orada bulunabilir.