Bir keresinde rüzgarda dalgalanan bir mendil gördüğünü hatırladı; şimdi gelecek, o mendil kadar dalgalı ve geçici bir yüzeyin üstünde kıvrılarak uzanıyormuş gibi geliyordu.
Elde etmenin de vakti vardır, yitirmenin de. Elde tutmanın da vakti vardır, bırakmanın da; sevginin de vakti vardır, nefretin de; savaşın da vakti vardır, barışın da.
Bir keresinde Caladan'da, boğulmuş bir balıkçının cesedinin çıkarılışını görmüştüm. İlginç olan şey adamın omuzlarındaki yaralardı... Başka bir balıkçının botlarındaki kancalar tarafından açılmışlardı. Bu adam bir kayıktaki birkaç balıkçıdan biriydi... Kayık suda seyahat için yapılan bir taşıttır... Bu kayık yan yatmıştı... Sulara gömülmüştü. Cesedin çıkarılmasına yardım eden bir balıkçı, bu adamın omuzlarındaki yaraların benzerini defalarca gördüğünü söyledi. O yaralar, boğulan bir başka balıkçının su yüzeyine, havaya ulaşmak için o zavallı adamın omuzlarına bastığını gösteriyordu.
Denizde boğulan bir adamın kurtulmak için bir başkasının omuzlarına basmasının anlaşılır olduğunu ama bunu misafir salonunda yapmasının affedilemez olduğunu söyledi." Paul bankacının onun ne demek istediğini anlamasını bekledikten sonra hiç duraksamadan devam etti: "Şunu eklemeliyim ki bence yemek masasında da yapılmamalı."