Cahiliye devri geride yazılı bir metin bırakmamıştır. Zira o dönem şifahi kültür dönemidir. Fakat bu şifahi kültürün mirası, genel olarak eyyâm ve ensaba önem verilmeye devam edilmesini ve rivayetlerde eyyam üslubunun varlığını korumasını sağlamıştır ki bu üslup tarihi andıran kıssa üslubudur, ancak kıssa üslubu tarihl bir bakıştan yoksundur.
Bazı ülkelerin tarihlerinin yeni bir [tarihî] bilince sahip bir bakış açısını yansıtacak ve yeniden uyanışlarını anlamaya yardımcı olacak bir şekilde tekrar kaleme alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu da, eğer bir milletin tarihi sağlam bir şekilde anlaşılmak isteniyorsa, o milletin tarihini yazmanın birincil sorumluluğunu kendi tarihçilerine yüklemektedir.
Medeniyet tarihinin doruk noktası olarak görülen Batı'nın aslında insanlık tarihinin aşamalarından bir aşama olduğu anlaşılmış ve bu durum Batı dışındaki ulusların kendilerine mahsus medeniyet tasavvurlarının bulunduğunun farkına varılmasıyla daha da pekişmiştir.
İlmi mesailerini belli bir disiplin içinde sürdüren ve el-Megâzî adıyla derledikleri metinde eyyam anlatılarından büyük oranda farklılaşarak akıcı ve kronolojik açıdan kesintisiz bir anlatıya ve hadiselerin birbiriyle irtibatına önem veren bu kişiler, İslam toplumunda bir tarih fikrinin oluşmasına ciddi bir katkı sağlamışlardır.