Bu sırada Rasulullah (S.a.v) elinde tuttuğu bir kılıcı ashâbına uzatarak: Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? Diye sordu.
Bu kılıcın üzerinde: Korkaklıkta mahcubiyet, ilerlemekte şeref var. İnsan korkaklık göstererek kaderin cilvesinden yakasını kurtaramaz. Yazılı idi
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiç uygun olmayan bir vakitte hiç uygun olmayan hareket yapan, yahut laf söyleyen hakkında kullanılan bu deyimin hikayesi şöyle;
Sultan II. Mahmut devrinde Mehmet Efendi isminde bir zat yaşarmış. Münasebetsizlikle şöhret bulmuş. Padişah bir gün onu dinleyip münasebetsizliğinin derecesini ölçmek istemiş. Efendiyi huzura getirmişler. Uzunca bir sohbet olmuş, ama adamda hiçbir münasebetsizlik yok. Nihayet sohbet sona erip Mehmet Efendi birkaç kese ihsan alarak oradan ayrılmış.
Aradan günler geçmiş. Sultan Mahmut Babıali’yi teftişten döndüğü bir sırada faytonuyla Cağaloğlu yokuşunu çıkmakta iken Mehmed Efendi arabacıya seslenmiş: - Hünkara arzım vardır, bildiriniz. Sultan Mahmud sesi tanıyıp " Galiba önemli bir maruzatı var" diyerek arabacısına bir lahza beklemesini söyler. Ne var ki yokuşun en dik olduğu noktada durmuşlardır ve atların orda zabtedilmeleri zordur; ayakları yokuş aşağı kaymaya başlar.
Mehmed Efendi gayet sakin, sorar:
- Padişahım, acaba zurna çalmasını bilir misiniz?
- Hayır, bilmem, der.
- Bendeniz de bilmem efendim.
- Öyle mi? der padişah, sözün sonunu bekleyerek. Bu sırada fayton da geri geri kaymaya başlamıştır. Mehmed Efendi devam eder:
- Evet efendimiz! Bursa’da halamın damadının bir yaşlı teyzezadesi vardır?
- Eee!?
- O da zurna çalmasını bilmez Efendimiz. -
Ya!.. - Vallahi efendimiz, hatta..
Arabanın yokuş aşağı gideceğinden korkan Sultan Mahmud dayanamayıp adamlarına bağırır:
- Çekin şu Münasebetsiz Mehmed Efendi’yi yolumdan yoksa ya ben bayılacağım; yahut atlar!