“İnsan bir şeyi yapmaya karar verdi mi, sonuna kadar gitmeli ama yaptığı şeyden sorumluluk almalı. Ne yaparsa yapsın, önce niçin onu yaptığını bilmeli ve daha sonra yaptıklarını hiç kuşkulanmadan, çekinmeden, bütün gücünü vererek yapmalı.”
“Savaşçı içten değilse, hiçbir zaman savaşçı olamaz. Çünkü hiç kimse, gerçek savaşçının dış görünümünden onun savaşçı olduğunu anlayamaz. Savaşçı ancak bir savaşçı tutumu içinde yaşamaya kendini adadığı zaman ve hiç kimseden övgü beklemeden, ilgi beklemeden, destek ve takdir beklemeden sırf kendi yaşamının anlamı için kendini buna adadığı zaman, savaşçı olma yolunda adım atmış olur.”
‘Mış gibi dindar’ fakire sadaka verirken, ‘sevap-cennet’ çıkarı içinde güdülenirken, gerçek dindar, ‘insan kardeşimin ıstırabı, aslında büyük resim içinde benim ailemin ıstırabıdır’ görüşündedir ve yaşamın bütününe hizmet etmeden, kendi yaşamının anlamlı olamayacağını bilir.
Gerçek dindarın sadaka verişi farklıdır. ‘Mış gibi dindar’ sadaka vermeden önce vereceği parayı üç defa başının üstünde geçirebilir, ‘Başımın gözümün sadakası olsun’ gibi laflar mırıldanabilir veya benzeri şeyler yapabilir. Sadaka verirken, sadaka vermek kendisi için ne çıkar sağlayacak, onu düşünmüş ve bu bilinçle güdülenmiştir.”