Savaşçı, başkaları değişmek istiyorsa, ama gerçekten istiyorsa, onların değişimine katkıda bulunur. Bu kadar. Savaşçı yaşamının kendi seçtiği anlamı içinde, olabileceğinin en iyisini olmaya kendini adamıştır.
Savaşçı kendi değişiminin peşindedir.
Başkalarını değiştirmek onun amacı içine girmez.
"Bu adama sadece zihinsel bir adama değil gönlünü de kapsayan bir adamdır. Bunu özgür iradesiyle seçmiştir ve bu seçimin yaratacağı gelecekten kişisel bütünlük içinde sorumluluk alır. Ve bu andan itibaren, niyetinin saflığı içinde, hayatını stratejik olarak yaşar. Her bir düşüncesi ve eylemi, niyetinin saflığı içinde kişisel bütünlüğünün ve sorumluluğunun damgasını taşır."
"Peki, başkaları bu resmin bir parçası değil mi?" Seninle benim bir resmin parçası olduğumuz gibi, bir resmin parçası olurlar."
"Nasıl yani?"
"Savaşçı ait olmanın kendi yaşamının bir parçası olduğunu bilir. Ama neye ait olacağını kendisi seçer; niyetinin saflığı içinde bu seçimi stratejik olarak yapar."
Varoluş, kişinin bilincinin eylem içinde kendini ifade etmesi, somutlaşmasıdır. Böylece, önemli olan gerçek bilincin gerçeği değil varoluşun gerçeğidir.
Kişi, bu bilinci alıp eylem içinde yaşamını süreçlediği zaman, bir varoluş gerçekleştirir. Önemli olan işte bu varoluştur. Başkalarının nasıl var olduğuna bakarak, kendi varoluşunu başkalarının kendi de kıyaslayarak yaşayan kişi bir gün yabancılaşma duygusu içine girer.
Hocam, kafam karıştı. Yani şunu mu demek istiyorsunuz. Fenomenoloji, insanın algılamasının ötesinde gerçeğin olamayacağını söyleyen felsefi akımdır. İnsanın gerçeğini, algıladığı dünya oluşturur. İnsanın algılamasını etkileyen en önemli faktörlerden biri insanın dünyaya bakarken hangi niyetle baktığıdır."
"Bu kadar işte. Güzel özetlediniz. Böylece gerçek, kişinin bilincinde yapılaşan deneyimdir. Tabii, bunu söylediğimizde, insan algılamasını etkileyen her şeyin, insanın yaşamının gerçeğini mutlaka etkileyeceğini de söylemiş oluyoruz."
Şimdi Hegel'e dönelim. Ne demiştim? Evet, 'Hegel'e gire, gerçek evrensel bilince erişmeden önce, sahip olduğumuz tek şey. arzudur. İsteyen, arzu eden bilinç, istemenin ötesinde başka bir iş bilmez. İsterken, başka isteyen bilinçlerle etkileşim içine girer. İki istekli bilinç etkileşim içine girince, aralarında bir mücadele başlar "Neyin mücadelesi?"
"Tanınmak, kabul edilmek mücadelesi. Biri kendi iradesini, diğerine kabul ettirmeye çalışır." "Bu mücadelenin sonunda ne olur?" "Biri kazanır. Kazanan 'efendi', 'sahip', 'patron' olur. Kaybeden ise esir. Bu ilişkide efendi ve esir birbirlerini tanımayı ve kabul etmeyi öğrenmişlerdir. Ne var ki, hiçbiri bu ilişkiden mutlu değildir"
"Niçin mutlu değiller?"
"Çünkü Hegel'e göre hem esir hem de onun sahibi, her biri ancak yarım bilince sahiptir. Sahip, istediğini yapma gücüne sahiptir. fakat hiçbir şey yapmaz, çünkü işi hep esir yapar. Esir yaptığı işler yoluyla kendini öğrenme fırsatı bulmaktadır, ama yaptığı bütün işleri, kendisi için değil, hep sahibi için yapar."
"Çözümü ne bu durumun?"
"Her ikisinin de birbirlerinin isteklerini, iradelerini tanımaları hesaba almaları. Birbirlerinin karşılıklı isteklerini hesaba almaları gerçek evrensel bilince erişmeye yol açar."