📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir insanın kararlarının sorumluluğunu kabul etmesi demek o kararlar uğruna ölmeye hazır olması demektir" "Bir dakika, sen bunu alıp, tam tersine çeviriyorsun," dedi Benim bitirmeme firsat vermedi. Ona diyecektim ki, babamı sadece bir örnek olarak veriyorum ve hiç kimse, akli başında kimse, sabah altıda yüzmek gibi saçma sapan bir şey için ölmeyi göze almaz . "Kararın ne olduğu önemli değil," dedi. "Hiçbir şey, diğerinden göze alamaz başka bir şeyden daha önemli veya önemsiz olamaz. Görmüyor musun? Ölüm avcı olduğu bir dünyada küçük veya büyük kararlar yoktur.
Ölümün kaçınılmazlığı ile yüz yüze olduğumuzun bilinci içinde verdiğimiz kararlarımız vardır; hepsi bu kadar!"
Savaşçı gücünü, kendini adadığı gelecekten alır Bu geleceği önce kendi niyetinin saflığında yaratır. Daha sonra, bu saflıktan, masumiyetten aldığı güçle, eyleme geçer."
"Onun niyetinin saflığından, korkunun olmayışını mı kastediyorsunuz?" Korkunun yokluğu, yaratmak istediği gele-cekten, onun egosunun hiçbir çıkar beklememesinden gelir"
Savaşçı gücünü, kendini adadığı gelecekten alır.
"Buna bir örnek verebilir misiniz?"
"Yine sizi örnek vereceğim. Eğer, kendinizi adadığınız gelecekten, para, mevki, şöhret veya bunun gibi bir çıkar bekliyorsanız, sonuç sizin için önemli olmaya başlar ve siz 'acaba başarısız olur muyum?' diye korkmaya başlarsınız. Ama niyetiniz saf ise, bütün istediğiniz, elinizden gelenin en iyisini yapmak ve öğrencilerinizin gelişmesine olanaklar sağlamak ise, elinizden gelenin en iyisini yaptığınız sürece hiçbir şeyden korkmazsınız."
"Her şey dönüp dolaşıp, niyete geliyor. Herhalde onun için niyet konusunu başlarda irdelediniz."
"Evet; niyetinin saflığı içinde verdiği kararlar, savaşçının önemli güç kaynağıdır.
Focault, bilginin insanın davranışlarını nasıl denetlediğini Avrupa'daki Aydınlanma döneminden bir örnekle anlatır. "Aydınlanma dönemi bir yandan insanın aklını ve özgürlüğünü birinci plana çıkarttı, diğer yandan, bu devrede 'deli' dedikleri insanları 'akıl hastaneleri'ne kapamaya başladılar. Akıl ve özgürlük önemli değerlerdi, ama eğer birileri doktorların, filozofların, bilim adamlarının 'akıl' ve 'özgürlük' tanımlarına uymuyorsa, bu kişiyi kurumlara kapamaya ve hapse atmaya başladılar. Böylece akıl hastanesine atılanlar, dışarıda kalanlara, aklın ve özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu belirtmek üzere gösterilmeye başlandılar.
"Kimseyi akıl hastanesine koymazsan, aklın, mantığın ve özgürlüğün bir anlamı olmayacaktı; çünkü bu kavramlar, yokluklarıyla karşılaştırılarak anlam kazanırlar. İnsanlar kendilerini zıtlarıyla karşılaştırarak tanımlarlar; tabii kendilerini karşılaştırdıkları öteki kişi kendilerinden daha aşağı, daha anormal, daha tuhaf olan insanlardı. Bu sürece ötekileştirme, öteki yapma' denir. Ötekileştirme sürecini kullanan insan, diğer insanı aşağılayarak, kendini normal olarak tanımlar.
Foucault insanın düşünce yapısının toplumdaki güç ilişkilerin yansıttığını söyler. Bilginin olduğu her yerde, gücün kendini gösterme çabası içinde olduğunu görürsünüz. Bilginin getirdiği gücün baskı altına alıcı bir tarafı vardır; insanları belirli bir yönde davranmaya yönlendirir,' der.
"Foucault, beşeri bilimlerin Rönesans ve Aydınlanma devrinde bazı bilgileri 'doğru bazılarını 'yanlış' diye etiketleyerek dünyayı denetlemeye yönelik bir çaba içine girdiğini söylemiştir. Güç olan bilgiyi üretiyor. Güçlü olan hangi bilginin doğru, hang bilginin yanlış olduğunu belirleyerek, kimi bilgilerin kabulünü, kimi bilgilerin reddedilmesini sağlıyor. Böylece güç, bilgi aracılığıyla insanlanın düşünce ve davranışlarını denetliyor."