Genç mühendis Turgut Özben, gazetede yakın arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini okur. Bu haberle sarsılan Turgut, “Neden?” sorusunun peşine düşer. Selim’i gerçekten tanıyıp tanımadığını sorgular, onun bıraktığı defterleri, notları, tanıdıklarını araştırır. Bu araştırma sırasında kendi hayatını, evliliğini, düzenini, değerlerini de sorgulamaya başlar. Ama işin aslı bu özetin çok ötesindedir. Romanın asıl konusu bir intihar araştırmasından ziyade “tutunamama” halinin kendisi, bu halin yarattığı yabancılaşma, benlik bölünmesi ve anlamsızlık duygusudur. Tutunamayan Nedir? Oğuz Atay’ın Tanımıyla Oğuz Atay’ın romanın içinde verdiği en çarpıcı tanımlardan biri: “Tutunamayan: Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. … Konuşmaya, gülmeye, ağlamaya, sevmeye, nefret etmeye, her şeye benzer bir biçimde özen gösterir. Ama hiçbirini gerçekten yapamaz.”
Bu tanım, sadece Selim Işık’ı değil, Turgut’u, Günseli’yi, Olric’i ve aslında romandaki hemen hemen bütün “aydın” karakterleri kapsar. Topluma, düzene, ilişkilere, ideolojilere, hatta kendi benliklerine bile tam anlamıyla tutunamayan bireyler. Oğuz Atay’ın mizahı burada çok kritik: Trajediyi perdeleyen değil, tam tersine trajediyi daha da görünür kılan bir mizah. Gülüyorsun ama gülüşün boğazında kalıyor.
Tutunamayanlar bitirdikten sonra insanı uzun süre rahat bırakmaz. Selim Işık’ın defterindeki bir cümle, Turgut’un bir anda fark ettiği bir detay ya da Oğuz Atay’ın ansızın araya giren alaycı sesi haftalarca aklından çıkmaz. Okuduysan ya da yeniden okuyacaksan, yanında bir defter bulundur. Çünkü bu roman, insanın elinde olmadan not almaya başladığı nadir kitaplardan biri.