"Kalkütalı Teresa bir mektubunda ' yalnızım. Dipsiz bir karanlık var ve ben yalnızım, terkedilmiş haldeyim. Sevgi isteyen kalbimin yalnızlığı dayanılır gibi değil. inancım nerede kaldı? Derinlerimde, içimde bile, boşluk ve karanlıktan başka bir şey yok. Tanrım, bilmediğim bu acı ne kadar da sancılı. Bana dur durak bilmeyen bir acı çektiriyor. İnancım yok. Kalbime doluşan ve bana tarif edilmez bir kaygı veren söz ve düşünceleri dile getirmeye yeltenmiyorum bile.... Her zaman gülümsemek. Rahibeler ve diğer kişiler öyle şeyler söylüyor ki... Hayatımın bütünü ile iman, güven ve sevgi ile dolu olduğunu ve kalbimin, Tanrı'ya yakın, O'nun iradesi ile bir olduğunu düşünüyorlar. Bir bilseler.... Sevincim, içimdeki boşluğu ve sefaleti örten bir pelerin adeta. Gene de karanlık ve boşluk, bana içimde duyduğum Tanrı arzusu kadar acı vermiyor. Bu uyuşmazlığın dengemi bozabileceğinden korkuyorum. Tanrım! Böylesi küçük birisine, neler yapıyorsun? Çileni kalbime resmetmek istemenin cevabı bu mu? Artık dua etmiyorum, ruhum seninle bir bütün değil, buna rağmen yolda yalnızken seninle, sana duyduğum arzu üzerine saatlerce konuşuyorum. O sözler ne kadar da mahrem, ama ne kadar da boşlar çünkü beni senden ırak bırakıyorlar.' sözleriyle bizi acı ve yalnızlığın, özlemin ve Tanrı'ya yönelik sonu olmayan bir bekleyişin gizine götürmektedir."