İsyanın kızıl rengindeki sevgili
Sen öyle mağrur bakışlarınla
Ve öyle sevdalı duruşunla
Kelepir zamanların kuşatmasına aldırmadan git
Zamanın öte kıyılarına git
Arkanda bıraktığın gülüşlerini
Ayrılığın kuşatmasına terk ederek
Ömür çınarının yapraklarını tek tek dökerek git
...
//Hüsnü Bala
SIZLAYAN SANCILAR
Şimdi bir gelinciğin hüznünde susanları oynuyorum
Rolüme giydirilmiş beyaz bir ölüm
Ardın sıra hayatın siyahları kuşanıyorum
Girift bir yalnızlık çukurunda küskünleri yaşıyorum durmadan...
Sonra sı mı: Durmadan sana çoğalıyorum
Sana çoğaltıyorum adına sevgili diye tabir edilen yürekleri…
Durmadan sana çoğaltıyorum hüzünlerimi
Bakışlarımın gölgesinde büyüyen dirençli yalnızlıklara yenik düşüyorum
Kahrın mağlubiyetinde teslimiyetler yaşıyorum
Geçiyorum kendimden sen/den vaz/geçiyorum…
Ağrılı bir sızı inliyor bedenimde, sancılara yenik düşüyorum
Durmadan dağlanıyor sen tarafından kamçılanmış yüreğim
Sessizliğinin melodisinde toplu intiharlar büyütüyorum
Toplumsal sızı/ları/ma bir de seni ekliyorum…
Seni kuşanıyorum, dünyanın tüm silahlarına bedel yüreğini
Dünyanın tüm ordularına bedel sevgini soluyorum
Kimsesizlikler büyütüyor ömrüm sen/sizlik/in kıyısında
________Çare/ler arıyorum
Adına kattığım tüm anlamlara bedel yaşam sorgusunda…
Daha bilmem kaç yalnızlık eskiteceğim ömrümün on sekizinde
Kaç kere öleceğim senin gidiş/ler/inde
Kaç intihar büyüteceğim ses/n/sizliğinde
Kaç ben/ler büyüteceğim sevginle yaşattığım sızlayan sancılarımda…