Üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için, ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
*Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi.
*Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?
*Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
*Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?