Hazal Güç

Süslü kelimeler kullanmayacağım. Kimseyi suçlamayacağım. Bazı gerçekler varmış o kadar. Yoruyormuş, hem de daha çok. Beklemek, savaşmak demek olduğunda yoruyormuş. Kendinle savaşmak demek oluyormuş. Vazgeçmekle savaşmak demek oluyormuş. Yeniyle savaşmak demek oluyormuş. Gerçekle savaşmak demek oluyormuş. Kaderinle savaşmak demek oluyormuş. Umudunu boşa tüketmek demek oluyormuş. Bu kadar çok cephede aynı anda savaşmak demek senden götürüyormuş. Ne az, ne çok. Savaşmak yoruyormuş. Harekete geçmek kabullenmek oluyormuş. Kendinle barışmak demek oluyormuş. Karara varmak demek oluyormuş. Eski anılarla vedalaşmak demek oluyormuş. Kaderinle barışmak demek oluyormuş. Umudunu tazelemek demek oluyormuş. Ama bu kadar şeyi aynı anda kabullenmek rahatlatmıyormuş. Seneca'yı dinlemekle kalmadım ve neyden kaçıyorsam kabusuyla onu her zerremde hissettim. Abartı değilmiş böyle cümleler. Her zerrenle aşık olmak bunu beraberinde getiriyormuş. Ne kadar özgür olmadığımızı bir kez daha kabullendim. Bunu yaşayacağım en baştan belliyse kaderde, belki de razı olmalıyım. Duraksadığım bir yol ayrımından daha ayrılıyorum.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün. (Seneca)
Hayat her zaman güneşli hissettirmiyormuş. Bazen güneş ters taraftan doğuyor, bazen biz tersinde kalıyoruz, bazen de gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz o ışığı görmemek için. Bazen güneşli hissetmenin değerini bilmek için önce karanlıkta kalmak gerekiyor. Bazen o karanlıktan sonra ışık gözümüzü alıyor ya da alır diye korkuyoruz. Ödümüz kopuyor alıştığımız düzenin bozulmasından. Kadere atıyoruz suçu. Biz zaten hep görmek isteriz de güneş arkasını dönüverir. :) Bir ağacın dalları aramıza giriverir. O da mı olmadı poşet uçup geliverir, esen rüzgarla toz gözümüze kaçıverir. Hayat böyle işte. Güneşli günlerin umuduyla yaşatır bazen uzuun süre. Öyle olması gerekiyordur belki de. Ama zamanı geldiğinde, karanlıktan aydınlığa geçerken anlık kör olmayı göze almak gerekir. Korkularına ve endişelerine rağmen! Yoksa o ışık bir şehir efsanesi olarak kulaktan kulağa yayılır. Sana da bunu anladığında bir iç çekip gözlerini doldurmak kalır. İş işten geçtikten sonra....
Sürünün en çok nefret ettiği şey, farklı düşünen bir insandır. Sürü aslında onun görüşünden nefret etmez, ancak bu kişinin kendi başına farklı düşünme cesaretine sahip olmasını sevmez. Bu, sürünün tam olarak anlayamadığı bir şeydir. "Arthur Schopenhauer"
Eğer biri mutsuzsa, sadece kendisinden dolayı mutsuz olduğunu hatırlasın. Çünkü Tanrı bütün insanları, mutluluğun ve iyiliğin tadını çıkarmaları için yaratmıştır.