Yüzbaşı Yağmur, kafilenin kolbaşısına buyruk verir gibi bağırdı:
- Dur bakalım. Kimsiniz? Nereye gidiyorsunuz?
Kafilenin başındaki çeri kılıklı iki kişiden biri cevap verdi:
- Kara Kağan’ın buyruğu ve izni ile Çin’e dönüyoruz.
- Hepiniz Çinli misiniz?
- Hepimiz Türkeli’ndeki Çinlileriz.
- Çin’e niçin dönüyorsunuz?
- Türkeli’ndeki kıtlıktan ölmemek için...
Yüzbaşı Yağmur’un yüzündeki gülümseme birdenbire silindi.
Kıtlıktan kaçtıklarını söyliyen Çinlilerin yanında bütün Türkeli’ni doyuracak kadar mal, davar, yılkı, azık vardı.
Dört arkadaş bir bu mallara baktılar, bir de kıtlıktan ölen yakınlarını düşündüler. Birden hepsinin bozkurtluk damarı kaynadı.
Yüzbaşı Yağmur’un bir işaretine bakıyorlardı.
Genç yüzbaşı burada Kara Kağan türesinin değil, bozkır yasasının yürürlükte olduğunu düşünerek sert bir sesle sordu:
- Türkeli’nde kıtlık varsa siz bu kadar davarı nereden buldunuz?