Yüzbaşı Yağmur, kafilenin kolbaşısına buyruk verir gibi bağırdı:
- Dur bakalım. Kimsiniz? Nereye gidiyorsunuz?
Kafilenin başındaki çeri kılıklı iki kişiden biri cevap verdi:
- Kara Kağan’ın buyruğu ve izni ile Çin’e dönüyoruz.
- Hepiniz Çinli misiniz?
- Hepimiz Türkeli’ndeki Çinlileriz.
- Çin’e niçin dönüyorsunuz?
- Türkeli’ndeki kıtlıktan ölmemek için...
Yüzbaşı Yağmur’un yüzündeki gülümseme birdenbire silindi.
Kıtlıktan kaçtıklarını söyliyen Çinlilerin yanında bütün Türkeli’ni doyuracak kadar mal, davar, yılkı, azık vardı.
Dört arkadaş bir bu mallara baktılar, bir de kıtlıktan ölen yakınlarını düşündüler. Birden hepsinin bozkurtluk damarı kaynadı.
Yüzbaşı Yağmur’un bir işaretine bakıyorlardı.
Genç yüzbaşı burada Kara Kağan türesinin değil, bozkır yasasının yürürlükte olduğunu düşünerek sert bir sesle sordu:
- Türkeli’nde kıtlık varsa siz bu kadar davarı nereden buldunuz?
- Niçin seversin Güntülü?
- Sevginin niçini olmaz ki efendim... Düşünsem belki makûl bir sebep bulabilirim. Fakat hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız...
İşte, Turan ideali bunun gibidir. Yüz milyon
Türk'ün bir millet halinde birleşmesi, Türkçüler
için en güçlü bir heyecan kaynağıdır. Turan
ülküsü olmasaydı, Türçülük bu kadar hızla
yayılmayacaktı.
Türkçülerin uzak ülküsü Turan adı altında
birleşen Oğuzları, tatarları, Kırgızları, Özbekleri,
Yakutları, dilde, edebiyatta, kültürde
birleştirmektir. Bu idealin bir gerçek haline
geçmesi mümkün mü, yoksa değil mi? Yakın
idealler için bu yön aranırsa da, uzak idealler
için aranmaz. Çünkü uzak ideal ruhlardaki
heyecanı sonsuz bir dereceye yükseltmek için,