"Oysa ne korkunç günler geçirmiştim! Kendi yazgımı belirlerken ya da fırsatları kaçırırken, her iki durumda da bütün ömrümü yeryüzündeki en aşağılık, en tiksinti verici insanlarla iç içe geçirmek zorunda olduğumu düşünüyordum."
İnsanın kendini tutkuları uğrunda feda etmesi kabul edilebilir; peki ya var olmayan tutkular uğruna kendini ateşe atmasına ne demeli! Ah şu keder verici on dokuzuncu yüzyıl!
Bugün elindeki her şeyi halk için gözden çıkarabilecek tek kişiye karşılık kendi boş gururlarından, keyiflerinden başka bir şey düşünmeyen milyonlar var. İnsan Paris'te erdemiyle değil, arabasıyla saygınlık kazanıyor.
"İyi de," diyordu kimi zaman, "davranışlarında en ufak bir çocuksuluk, yalınlık, şefkat olmadığını itiraf etmek gerek; onu hiç bu kadar kibirli görmemiştim. Yoksa beni küçük mü görüyor? Sırf bir halk çocuğu olduğum için benim uğruma yaptığından ötürü kendini suçlamak ona yakışır doğrusu."