Mutlu olmak için mutsuzluğu; güneşi görmek için geceyi yok etmek. Gecede de güneş olmak. Güneşe hiç değilse ayna tutmak. Ya ay olmak ya da yoklukta na kalmak.
Yok hayır insan yapamaz; gecesiz de göremez gündüzü yokken de.
Kaçımızın var güneşi? Belki de herkesin. Karanlıksa eğer; gözler kapalı olmasın?
Ya hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör değilse? Ya gerçekse? Ya sımsıkı yumduysak hakikate gözlerimizi? Peki ya kalplerimizi? Onları da yumduk mu!? Yumuksa kalpler kaçalım mı birlikte? Gerçek olmayan geleceğe ya da her şeyden üstün, o en hakiki gerçeğe...
İnsanlar doğar büyür ve ölür.
Doğru ancak gerçek bundan fazlası...
Doğmadan öncesi var mesela. Epigenetiğine kodlanan atalarından miras davranışlar var. Ölümden sonrası var sonra.
Korku ve ümitle beklenen...
Korktuğumuz şeyi nasıl sevebiliriz diye sormuştu çocuk. “Hem korkup hem nasıl sevebiliriz?” Bu çocuklar bizlerden farklı, sahi soruyorlar.
Bu da öylesine karalanmış bir yazı.
Ama hiçbir zaman olmadığı gibi bu da öylesine hazırlanmış değil. Sahi
Görünmeyen bir giysi giydirmişler. Sıkıyor beni, çıkarıp atamıyorum. Düğmelerini çözemem mi? Bu bile güç. Ya çıkarıp atanlar? Tutuyorlar onları, deliler evine kapıyorlar. Yusuf Atılgan