Biz Anadolu Türkleri, garip ve esrarengiz bir nevi tahammülde ne ileri bir topluluk imişiz ki, bizden başka dünyanın neresinde koskoca milletin mukaddesatına böyle bir tasallut olsa, yapanları lif lif parçalar ve çiy çiy yerler de, büz ancak kenarlarda ve izbelerde nefretimizi izhar cesaretini gösterebiliriz.
Öyleyse insan, bağlı olduğu davanın azameti çapında belaya, iftiraya, isnada, tertibe hazırlanmalı ve katlanmalı değil midir? Hatta bütün bunların ancak insanın şahsiyet ve kudreti arttıkça köpürtülen şeyler olduğunu, acizlere ve cücelere dokunmayan şeyler olduğunu bilmeli değil midir?
Görülüyor ki, bütün bu milletler, ayrı ayrı Müslüman oldukları halde herbirinin serpuşu (başına giydiği) ayrı ve kavmîdir. Demek ki İslamiyet’te, dinî bir esası belirten sabit ve mutlak bir serpuş şekli ve davası yoktur.