Bu esere yalnızca bir kitap demek çok güç. Başlı başına tarihi bir kaynak olmakla beraber aynı zamanda içerisinde pek çok önemli şahsiyetleri ve mekanları barındıran bir destandır. Kitabın yazarı olan Feridun Kandemir, aynı zamanda olayların büyük ölçüde şahidi olup bizzat Medine’de Kızılay heyetinin içerisinde yer almaktadır. Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafası’nda anlatılanlar, sadece “hayatta iken adını altın harflerle tarihe yazdıran” Ömer Fahreddin Türkkan ve etrafındakilerle sınırlı kalmamış, İngiliz casus Lawrence, diğer yahudi casusları, Şerif Hüseyin ve oğulları, Mehmed Akif Ersoy gibi şahsiyetler üzerinden de etraflıca cereyan etmektedir. Özellikle bu önemli şahsiyetlerin kendi ağızlarından veya yanlarında bulununan birinci ağızlardan olayların aktarılması, telgraf, telsiz ve mektup görüşmelerinin orijinalleriyle aktarılmış olması, bizzat Fahreddin Paşanın kendi notları ile tarihin karanlık sayfalarını aydınlatmıştır. Özellikle ilk ağızdan dinlemenin etkisiyle okurken kendinizi orada bulunan şahitlerden biri gibi hissediyor ve fotoğrafları inceledikçe tanıdık simalara rast gelmiş gibi hissediyorsunuz. Fahri Paşanın Medine’ye görevlendirilmesi, Şeriflerin isyan hazırlıkları, Medine’nin destansı müdafaası, zorunlu geri çekiliş ve Medine’nin boşaltılması, Medine’de kalan son Türkler olarak Kızılay cemiyeti, önce Mısır sonra da Malta Adasındaki esaret hayatı, Batum’da geçen günler ve Marinsky şehitliği, en nihayetinde 4 yıl Afganistan sefirliği… Elbette Medine’de yaşanan bu hüzün Çanakkale zaferinin duyurulmasıyla biraz gölgeleniyordu ve M. Akif’in Medine yolunda iken çöl ortasında Çanakkale Destanını yazdığı günler bu günlerde idi.
Eser aynı zamanda dönemin Hicaz coğrafyasının gerçeklerini de gözler önüne sermektedir. “Urban” (Bedevi) toplumların, savaşın,