Bu belirleyici psikolojik özelliği ırz düşmanlarında, çocuklara sarkıntılık edenlerde ve aile içinde şiddete başvuranlarda görmekteyiz: Bu kişiler empatiden yoksundur. Kurbanlarının acısını hissetme yeteneğinin olmaması, kendi kendilerine suça teşvik edici yalanlar uydurmalarına olanak verir. Tecavüzcülerin yalanları, “Kadınlar aslında kendilerine zorla sahip olunmasını arzular” veya “Karşı koyuyorsa aslında naz yapıyordur,”; tacizcilerinki “Ben çocuğun canını yakmıyorum, sadece sevgimi gösteriyorum”, “Bu da şefkatin başka bir ifadesi”; fiziksel şiddet kullanan ebeveynlerinki de, “Bu sadece iyi bir terbiye yöntemi” şeklindedir. Kendilerini haklı çıkaran bu cümleler, bu tür sorunlardan dolayı tedavi gören insanların kurbanlarına acı çektirirken veya bunu yapmaya hazırlanırken kendi kendilerine söylediklerini ifade ettikleri sözlerden derlenmiştir.
Seligman iyimserliği, kişilerin başarı ve başarısızlıklarım kendilerine nasıl açıkladıkları bağlamında tarif etmektedir. İyimser kişiler başarısızlığı değiştirilebilir bir nedene bağlar ve böylece bir sonraki denemelerinde başarılı olacaklarına inanırlar; kötümserler ise başarısızlığın nedenini kendilerinde bulup değiştiremeyecekleri, sabit bir özelliğe atfederler.
Bilinen efsaneye göre, bir eski Yunan prensesi olan Pandora’ya güzelliğini kıskanan tanrılar tarafından gizemli bir kutu armağan edilir ve hiçbir zaman açmaması gerektiği söylenir. Ancak bir gün, merak hissinin baştan çıkarıcılığına kapılan Pandora kutunun içine bakmak için kapağını kaldırır ve dünyaya hastalık, keyifsizlik ve çılgınlık gibi büyük belaları salmış olur. Fakat ona acıyan bir tanrı hayattaki tüm dertlerin tek devası olan Umut’u kutuda tutacak bir şekilde kapağı kapatmasını sağlar.