Musa, elinde tabletlerle Sina Dağı'ndan iner ve toplanan kalabalığa seslenir: "Bir iyi bir kötü haberim var. İyi haber, emirleri 10'a kadar indirtmeyi başardım. Kötü haber, zinayı listeden çıkartmaya ikna edemedim."
Tanrı’nın varlığına inanmayı seçmemiz ve her şey bittiğinde Tanrı’nın olmadığının ortaya çıkması büyük bir sorun değildir. Eh, tabii Yedi Ölümcül Günah’ı şöyle doyasıya yaşayamadan gitmiş oluruz ama bu, diğer seçenekle karşılaştırıldığında önemsizdir. Öte yandan Tanrı yoktur der ve sonunda kendisiyle karşılaşırsak hapı yuttuk, yani ebedi saadeti kaçırdık demektir. Bu nedenle, der Pascal, Tanrı varmış gibi yaşamak stratejilerin en iyisidir. Bu tavır, akademik çevrelerde “Pascal’ın Bahsi” adıyla bilinir. Biz sıradan insanlarsa
buna kısaca “neme lazım” deriz.
Ben Tanrı değilim. Ben, bir bireyim. Yukarıdan bakılınca her şeyin pek huzurlu görünmesi kimin umurunda? Ben burada, ortasındayım ve endişeliyim. Tehlike ve umutsuzluk içindeyim. Ben’den bahsediyorum. E, bana ne evrenin yuvarlanıp gidişi kaçınılmazsa? Üstüme yuvarlanıyor yahu!