İnsanın bütün algısı hissettiklerinden ibarettir.
Peki ya hissetmesi gerekenleri aslında hissetmiyorsa
ne olacak?
Kendi duvarlarının ardında bir esirse ne yapacak?
Fevzi Lütfi Bey, ismi Hürriyet Partisi’yle özdeşleşmiş bir insandı. Kurtuluş Mücadelesi’ne inanmış, ancak kurtuluştan sonra halkın söz ve karar sahibi olacağı bir Cumhuriyet ve gerçek bir hürriyet ortamı hayal etmişti. Serbest Fırka’da, DP’de, Hürriyet Partisi’nde, CHP’de aradığı sadece buydu: Korkusuz bir toplum, hür ve mamur bir ülke. İnandıklarını, düşündüklerini özgürce söylemekten vazgeçmeden siyaset yapmaya çalışanların yüz yıldır aradıkları, ama bir türlü bulamadıkları, erişemedikleri bir hayal; güzel bir rüya gibi.
Doğu toplumunda devleti yönetmek her şeye sahip olmak; yönetimden uzak kalmak, çok şeyden yoksun olmaya katlanmak anlamına geliyor. Devlet sadece bürokrasiyi değil, ekonomiyi, sosyal hayatı da kontrol eden büyük ve kuşatıcı bir güç merkezi niteliği taşıyor.
Kuşkusuz, gücü mülkiyetin değil, mevkinin belirlediği Asya geleneği bu kabulde etkili. Mevkiyi, makamı ele geçiren, güçle birlikte mülkiyeti de, varsıllığı da, her türlü imkânı da ele geçiriyor. Bu, birey/yurttaş bilinci ve örgütlenmesi gelişmemiş “statü toplumu” geleneğinin ve zihniyetinin doğal sonucudur.