Hayat o kadar içinden çıkılmaz bir hal aldı ki, hepten vazgeçmek istiyorum hayattan. Ama sonra hepten vazgeçmekten de vazgeçiyor, gayet iyi bildiğim o hüsran duygusuna bırakıyorum kendimi; ki bundan da çok sıkıldım.
İhanete rağmen Traudel’e geri dönsem mi acaba, diye düşünüyorum ciddi ciddi. Kabul etmem gerekir ki, fazla zorladım onu. Kendi içinde dağılarak ulaşılmaz hale gelen bir insanla yüzleşmesini bekledim. Kendi içinde dağılmak kadar, böyle bir yüzleşmeden korkmak da insani bir şey. O nedenle, Traudel’i korktuğu için cezalandırmak bana düşmez. Korku yargılanamaz. Korku bir suç değildir.
İçimdeki kin sağır ve dilsiz bir kin ve kendini tüm konuşmalara kapatmış durumda. Bir kez sevmiş olan ve hâlâ seven biri, kendini aşka elverişli bir hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar uzun sürdüğünü bilir. İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışamayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar.