Gerek Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olsun, gerek Aristoteles’e, gerek Platon’a olsun gösterdiğim eleştirel yaklaşım, derin bir insaniyet ve duygusal hassasiyet üzerine kuruludur; çünkü bu isimlerle kendimi özdeşleştirmiş bulunuyorum ve onların yaptığı her eylemin, ortaya koydukları her düşüncenin ardında insanî bir emek, bir özveri ve bir arayış olduğunu biliyorum. Elbette bireyler Aristoteles’in kadın konusundaki görüşlerini eleştirebilir veya Platon’un demokrasi karşıtı olduğunu tartışabilirler; bunlar tarihsel olarak ve felsefi bağlamda değerlendirilmesi gereken konulardır. Ama temel gerçek şudur ki karşımızda, tarih için değerli, kendini hakikat ve erdem uğruna adamış insanlar vardır; sıradan insanlar değiller, yaptıklarıyla bir miras bırakmış, doğrularına inançla bağlı erdemli bireylerdir. Onları eleştirirken ya da hicvederken, öncelikle onları anlamaya çalışmak, düşüncelerinin ve eylemlerinin kaynağını, hangi bağlamda ve ne amaçla ortaya koyduklarını derinlemesine okumak ve irdelemek gerekir. Salt etiketlere, klişelere veya kendi ön yargılarımıza dayanarak saldırmak, gerçek bir eleştiri değildir; bu, hem tarihsel adaletsizliktir hem de bilgiye ve hakikate ihanet olur. Eleştiri, ancak bilgiye, okumaya ve empatiye dayandığında anlamlıdır; onların kitaplarını, mektuplarını, diyaloglarını ve yaptıkları eylemleri inceleyerek, niyetlerini ve bağlamlarını anlamaya çalışmadan oluşturulan eleştiriler ise yüzeyseldir ve saçma olur. Bizim sorumluluğumuz, bu büyük ve erdemli insanlara, yaptıkları katkıları ve ortaya koydukları emekleri göz ardı etmeden, insaniyetli, adil ve hassas bir biçimde yaklaşmaktır; çünkü eleştirinin değeri, yalnızca doğruluk ve hakikate hizmet ettiğinde ortaya çıkar, aksi hâlde ön yargıların ve cehaletin güçlendirilmesinden öteye