Chi

Bunu okuduğumda Provincetown'da ne yaşadığımın farkına vardım. Orada -hayatımda ilk defa- dikkat kaynaklarımın sınırları dahilinde yaşamıştım. İşle­yebildiğim, düşünebildiğim, dikkat verebildiğim enformasyon mik­tarının ötesine geçmemiştim. Yangın hortumu kapanmıştı. Kendi tercih ettiğim hızda enformasyon yudumluyordum.
Reklam
Oysa Province­ town'da, bilmem gereken açık seçik, trajik ayrıntıları ölü bir ağaç parçasından on dakika içinde öğrendim. Basılı gazeteler -tam da si­lahlı adamın hedef aldığı şey- gözüme gayet çağdaş ve hepimizin ihtiyacı olan bir icat olarak görünüverdi. Normal haber tüketim tar­zımın paniği tetiklediğini fark ettim; bu yeni usul ise perspektif ka­zandın yordu.
Birkaç saatte bir aşina olmadığım bir duygu ka­barıyordu içimde, "Ne bu?" diye soruyordum kendi kendime. Tabii ya. Huzur. İyi de altı üstü iki metal parçasından uzaklaştın, bu kadar fark niye? Yıllarca kollarımda çığlıklar atan iki kolik bebek taşımı­şım da onları bakıcıya bıraktıktan sonra bütün o çığlıklar ve kusma­lar kaybolup gitmiş gibi hissediyordum.
Onca zamandır -Twitter'ın zaman akışı gibi- çok hızlı ve çok geçici şeylere bakıp duruyordum. Bakışınız hızla akan şeylere takılıp kaldığında kendinizi endişeli, te­ laşlı hissediyorsunuz; hareket etmezseniz, ellerinizi sallamazsanız, bağırmazsanız sürüklenip gidecekmiş gibi. Şimdiyse çok eski ve çok kalıcı bir şeye bakar haldeydim. Bu okyanus benden çok önce­leri buradaydı, diye düşündüm, benim ufak tefek kaygılarım unutu­lup gittikten çok sonra da burada olacak. Twitter size, tüm dünya ka­ fayı sizinle ve küçük egonuzla bozmuş, sizi seviyor, sizden nefret ediyor, şu an sizden bahsediyor gibi hissettiriyor. Okyanus ise dünya sizi yumuşak, ıslak ve sıcak bir kayıtsızlıkla selamlıyormuş gibi his­ settiriyor. Avazınız çıktığı kadar bağırsanız da karşılık vereceği yok.
Otuz dokuz yaşındaydım ve yirmi bir yaşından beri dur­maksızın çalışıyordum. Hemen hiç tatil yapmamıştım. Daha üretken bir yazar olacağım diye, uyanık olduğum her saati enformasyon sa­ğanağı altında geçiriyordum; ciğerleri ezme haline gelsin diye sana­ yi çiftliklerinde zorla şişmanlatılan kazlar gibi yaşadığımı düşünme­ ye başlamıştım. Geçtiğimiz beş yılda iki kitabım için araştırma ya­parken, kitapların yazımı esnasında ve onlar üzerine konuşurken 130.000 kilometreden fazla yol katetmiştim. Her gün gün boyunca içime daha fazla bilgi çekmeye, daha fazla insanla görüşmeye, daha çok şey öğrenmeye, daha çok konuşmaya çalışmıştım ve fazla kul­lanıldığı için çizilmiş bir plak gibi konudan konuya atlayıp duruyor­dum artık, aklımda bir şey tutmakta zorlanıyordum. O kadar uzun süredir yorgun hissediyordum ki yorgunluğumdan kaçmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden.
Reklam