Kâinatlar, ruhların tekâmül dediğimiz ihtiyaçlarına cevap veren sahalardır. Sembolik olarak bunu şöyle ifade ederiz: Kâinatlar, ruhların tatbikatlarına yarayan ve o tatbikatların sonuçlarını tekrar ruhlara yansıtan, kendi cevherlerine özgü birer ortamdır. Aktif olan ruhlar, tekamülleri için, pasif olan çeşitli kâinat cevherlerinin sonsuz imkânlarını -ihtiyaçları oranında- dolaylı yoldan kullanarak tekâmül ederler. Ne kâinatlar mevcut olmazsa ruhların bilemediğimiz, kendilerine özgü yüksek ihtiyaçları giderilebilir, ne de ruhlar olmazsa kâinatların var oluş nedeni ortada kalır. Bunlar birbirleriyle daima baş başa yürürler. O kadar ki, ikisi arasında kesin ve ebedi bir erişmezliğin mevcudiyetine rağmen, bunlar, âdeta birbiriyle sımsıkı kucaklaşmış ve birbirinin içine girmiş gibidirler.
Bilinçli olarak ve isteyerek sık sık bırakabilmek. O zaman duygularınızın kontrolü sizde olur ve artık dünyada olan olayların ve bu olaylara verdiğiniz tepkilerin insafına kalmış olmazsınız.
Duygunuzu bırakırken düşüncelerinizi dikkate almayın. Duygunun kendisine odaklanın, düşüncenize değil. Düşüncelerin sonu gelmez ve düşündükçe kendi kendilerini güçlendirirler, yeni düşüncelere yol açarlar. Düşünceler sadece zihnin, belirli bir duyguyu neden yaşadığımızı rasyonel bir şekilde açıklamaya çalışmasıdır. Bir duygunun gerçek sebebi, o duygunun arkasında birikmiş olan ve o anda ortaya çıkmaya çalışan basınçtır. Düşünceler ya da dıştaki olaylar sadece zihnin bulduğu birer mazerettir.
Duygunun devam etmesine sebep olan şey ona direnmeye çalışmanızdır. Duyguya direnmeyi ya da onu değiştirmeyi bıraktığınızda bir başka duyguya geçersiniz ve duygu hafifler. Direnmediğiniz duygu, arkasındaki enerji dağılacağı için kaybolur.