Varlıklar, fıtrî kemâllerine ulaşmak için tabii bir eğilime sahiptirler. Yani o hâllerini sever ve arzularlar. Bu kemâl her canlıda varlık tarzına ve hâline bağlı olarak değişir. Ancak sevgi özelliği ve kemâl arzusu değişmeden kalır; çünkü “Hiçbir sebepli varlık, illeti olmadan var olmaz, zira bu onun kemâlî ve tamlığıdır.” Bu kemâle ve tamlığa ulaşma arzusu, varlıkların özünde bulunan kozmolojik sevgiyi ifade eder. Tohum ağaç olmak, ağaç meyve vermek, meyve olgunlaşmak ister. Kalem yazmak, yazı bir mânâ ifade etmek, mânâ hakikati ortaya çıkartmak ister.
İnsan kendi varlığını bir nimet, hediye, hayret, şaşkınlık, anlamsızlık, korku, endişe, huzur, mutluluk, baş ağrısı yahut korkunç bir belirsizlik ve boşluk olarak görebilir. Kesin olan, verdiği cevaplardan bağımsız olarak insanın bu soruları bizatihi şuur ve idrak sahibi bir varlık olarak bilinçli bir şekilde sormasıdır. Ontolojik bir mesele olarak bu sorunun cevabı, insanın öznel varlığının ötesine geçer. Bu öteye geçiş, birtakım olağanüstü halleri de beraberinde getirir.