Molla Sadra varlığın bilgisini, bütün bilgilerin ve hükümlerin önüne koyar: "Varlık meselesi hikmet ilkelerinin temeli, ilahi meselelerin kaynağı, tevhid ilminin ve ruhların ve bedenlerin geri dönüş ve yeniden yaratılış bilgisinin etrafında döndüğü kutuptur. Varlık meselesinde cahil olan kişinin cehaleti bütün temel meselelere sirayet eder." Varlık sorusunu anlamayan bir kişi kelamdan kozmolojiye, bilgiden erdeme kadar hiçbir konuyu tam manasıyla kavrayamaz.
Yolda olmak, aramaktır. Bulmayı ve bulunmayı istemektir. Yolun hâllerini, nimet ve külfetlerini, sürprizlerini, tuzaklarını, ikramlarını bilerek aramaktır.
Düşüncenin duygusu ve kokusu üzerimize sindikçe var olma hâlimiz zenginlik ve derinlik kazanır. Bu idrak düzeyinde bizim için artık hiçbir şey sıradan değildir. Güneşin doğuşundan nefes alışıma, kalemin yazmasından bir dosta gülümsemeye, dalgaların sesinden sessizliğin sükünetine kadar her şey sıra dışı ve olağanüstü bir niteliğe bürünür.
“Sanat, düşünceyi geliştirir mi ?” sorusu adeta zait hâle gelmektedir. Sanatın ifade ettiği duygu ve düşünceler, aynı zamanda rasyonel ve irfanî düşüncenin de konusunu oluşturur. Sanat; akıl, duyu, duygu, tecrübe, sezgi, hayal ve kâlbi düşünce unsurlarını bir araya getirir ve varlığın idrak edilmesi için bize yeni pencereler açar. Matematik ve mühendislik formüllere indirgenmesi mümkün olmayan sanatsal düşünce, sadece duyularımıza yahut zihnimize değil, tüm varlığımıza hitap eder. Varlığın bin bir hâlinin bir bütün olarak kavranmasına imkân sağlar.
Sadelik, basite indirgemek değil, bütünlükteki derinlik makamına ulaşmaktır.
…
Bilimsel, felsefi yahut sanatsal konuda sadeliğe ulaşmak, büyük bir zihni zenginlik ve derinlik gösterir.