Öyleyse ağır ağır,
hiçbir sözü ziyan etmeden,
hiçbir dokunuşu aceleye getirmeden yaklaşayım sana.
Önce, usulca sesinden sızarak,
bir tül gibi sarılayım düşüncelerine.
İçinde en saklı tuttuğun yerlere,
hiç korkmadan, hiç ürkmeden,
yalnızca anlayarak süzüleyim.
Sonra, bakışlarının en derinine ineyim,
oradaki yorgun nehirleri,
gizli umut adacıklarını,
ıssız sabır limanlarını göreyim.
Ve ellerine dokunayım,
dokunurken hiçbir şey istemeden,
hiçbir şey beklemeden,
yalnızca varlığını kutlayarak.
Teninin kokusuna yaklaşayım usulca,
sanki kayıp bir şarkıyı yeniden bulmuş gibi,
hiçbir melodiyi aceleye getirmeden,
her notaya, her titreşime saygı duyarak.
Kalbinin kapısına vardığımda ise,
kapıyı çalmadan önce sessizce eğileyim,
orada olduğumu bilmeni sağlayarak,
ama açman için seni asla zorlamadan.