“Onun merhamete ihtiyacı vardı. Ta kalbinde bir şey ona kendisini çekerek saçlarını gözyaşlarıyla ıslatacak sevecen bir kalp aratıyordu. O sevecen kalp, o cömert bağır kimin olabilirdi ?”
“O ölmüş sanılan ruhun bütün saf ve temiz emellerini uyandırmış oldunuz. Artık sevmeye gücü yokmuş gibi görülen kalbin o vakte kadar hiç sevmediğini, bundan sonra yalnız sizi seveceğini siz gösterdiniz.”
“ Öyle bir sarılma düşünüyordu ki onu ta benliğinin derinliklerine kadar titretsin, hırpalasın, ezsin; öyle bir aşk istiyordu ki onun ruhunda sarhoş eden baygınlıklar bıraksın. ”
“Kalplerimizde bazı illetler vardır ki vücudun tamamıyla dokularının içine işlemedikten sonra keşfolunamayan gizli hastalıklara has bir içe yerleşme hainliğiyle kendisini göstermeden, tahriplerini haber vermeden içsel bir yangın dumansızlığıyla yanar, yanar ; bu bir ateştir ki ne olduğunu bilmeyiz, varlığından haber almayız ; o yavaş yavaş , görevinden emin, devam eder ; sonunda bir gün, birdenbire, bir hiç, bir dakikalık bir bilgilenme bize gösterir ki kalbimizde bir yangın var. Nedir ? Nereden doğmuştur ? Bu yangın nasıl serseri bir rüzgârın kanatlarıyla düşerek orasını tutuşturmuştur ? Bilmeyiz.”