Tavşan yahnisi yapmak için önce bir tavşan olmalı, Tanrı'ya inanmak için de önce Tanrı..
F.M. Dostoyevski/Ecinniler
Adolfer'in Zirzəmi-si:
t.me/+NkIJrijmPcFjZmUy
Hitler 4 Ağustos 1918’de, Alay Komutanı Binbaşı von Tubeuf'un elinden Birinci Sınıf Altın Haç madalyası aldı; bir onbaşı için ender bir başarıydı bu. Madalyaya onu aday gösteren subayın - Teğmen Hugo Gutmann - bir Yahudi olması ironik bir rastlantıdır.
Bir Alman askeri, 7 Ekim 1915 tarihinde babasına yazdığı bir mektupta şöyle demektedir: 'İnsanların “vatanseverlik” dediği şeyden ben de hiç mi hiç yok. Aziz Alman halkının durumuna karşı duyulan zavallıca bir sempatiden, onun zayıflıklarını ve hatalarını anlama ve ona yardım etme arzusundan başka bir şey değil bu. Tam da bu nedenle zihnen ve kalben halkımdan kaçmak istemiyorum. Hayır, bunun yerine, kendimi bu büyük sefaletin ve felaketin ortasına atacağım ve halkım için savaşacağım'.
Ortadaki bütün göstergeler, Hitler’in dikkatli ve görevine bağlı bir asker olmakla kalmayıp, aynı zamanda davasına bağlı biri olduğunu ve korkaklıkla suçlanamayacağını gösteriyor. Üstlerinin ona saygısı vardı. O dönemdeki silah arkadaşları, özellikle de ulak grubu içinde yer alanlar ona saygı duyuyor, görünüşe göre ondan hoşlanıyorlardı.
Hitler’in varlığını mümkün kılan Birinci Dünya Savaşı’dır. Savaşı, yenilginin utancını ve devrimin başkaldırısını yaşamamış olsaydı, başarısız bir sanatçı ve bir tutunamayan olarak, yaşamına böyle bir yön çizemeyecek; propagandacılığı ve birahane demagogluğunu kendine meşguliyet edinemeyecekti. Savaşın, yenilginin ve devrimin travması; ve bu travmanın Alman toplumunda yarattığı politik radikalleşme olmasaydı, söz konusu demagog kaba, nefret dolu mesajlarını dinleyen bir kitle bulamayacaktı. Hitler’in ve Alman halkının yürümeye başladığı yolun koşullarını sağlayan şey kaybedilmiş savaşın mirasıydı. Savaş olmasaydı, daha önce Bismarck’ın oturduğu şansölye koltuğuna Hitler gibi birinin oturması düşünülemezdi.