"Sevilmek istiyorsunuz. Ama ruhunuzun bir yerinde yeniden terk edilmek korkusu var. Bu korkuyla baş edemediğiniz için giden hep siz olmak istiyorsunuz." Kadın haklıydı sanırım.
Öyleydi, günün birinde bizden bir başkası gibi bahsederdi en yakınımızdakiler. Arkadaşlıklar, dostluklar, aşklar geride kalırdı.
Bizimle ilgili tüm sıfatlar değişmiş, tüm yüklemler yerini terk etmiş, adımızın önündeki veya arkasındaki her şey bambaşka bir diyara göç etmiş olurdu sonunda. Bir zamanlar hayatımızın tamamını kaplayan insanların hikâyelerinden, bizi tanımlayan ifadelerinden günün birinde uzak kalıyorduk ve en acısı da buydu. Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikâyeden de mahrum kalmak demekti.
Konuşmak geride kalmış bir aşkı onarmazdı çünkü. Her aşk susarak, hatırlayarak, birbirini sınayarak var olurdu ve biz çoktan o sınavdan kalmış üstelik telafi sınavlarını da kaçırmıştık.
Artık kimsenin tadının tuzunun kalmadığından. Herkesin uzaklara gitmek için bir çare aradığından. Günden güne artan yoksulluktan ve hayat pahalılığından. Bugünlerin bir sonu olması gerektiğinden.