Ancak o zaman, yani akıl (eğilimlerin hizmetinde olmadan) istemeyi kendi kendine belirlediği zaman, gerçekten yüksek bir arzulama yetisi olur; tutkularca belirlenen arzulama yetisi buna bağımlı olur ve bu arzulama yetisi, tutkularca belirlenen arzulama yetisinden gerçekten tür bakımından ayrılır, öyle ki itilimlerin en ufak işe karışması, yüksek arzulama yetisinin gücünü ve üstünlüğünü sarsar; tıpkı matematiksel bir kanıtlamada koşul olarak en ufak deneysel bir şeyin işe karışmasının, kanıtlamanın zorlayıcılığını yok ettiği ve değerini düşürdüğü gibi.
Çağımızda çelişik ilkeleri bir araya getiren, sığ, dürüstlükle bağdaşmayan belirli bir bağdaştırma sistemi geliştirilmiştir; çünkü bu, her telden çalabilmek için her şeyden bir şeyler bilmekle yetinen ve hiçbir şeyi doğru dürüst bilmeyen çoğu insanın daha çok hoşuna gitmektedir.
Şimdi, akıl sahibi bir varlığın, yaşamı boyunca varlığına eşlik eden, yaşamından hoşnut olmanın bilinci mutluluktur ve bunu kişisel tercihi belirleyen en yüksek neden yapma ilkesi, ben-sevgisi ilkesidir.
Fakat bir nesne tasarımına bakarak, bu tasarım ne olursa olsun, bunun haz mı, acı mı vereceği, yoksa ona kayıtsız mı kalınacağı a priori olarak bilinemez. Bu yüzden, böyle durumlarda kişisel tercihi belirleyen neden, dolayısıyla da bu nedeni koşul olarak varsayan pratik içerikli ilke her zaman deneysel olmak zorundadır.