Immanuel Kant

Immanuel Kant

8.3/10
153 Kişi
·
378
Okunma
·
180
Beğeni
·
6.238
Gösterim
Adı:
Immanuel Kant
Unvan:
Alman Filozofu
Doğum:
Kaliningrad, 22 Nisan 1724
Ölüm:
Königsberg, 12 Şubat 1804
Immanuel Kant, 22 Nisan 1724 – 12 Şubat 1804 (Königsberg) tarihleri arasında yaşamış olan Alman filozofu. Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olmuş ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiştir.

Yaşamı
Kant, eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilir. Doğu Prusya'nın Königsberg (Kaliningrad) kasabasında doğdu. Hep burada yaşadı. Üniversite eğitimi sırasında birkaç yıl öğrencilere özel dersler verdi. Eğitimi sırasında Leibniz ve Woolf'dan etkilendi. 1755 tarihinde doçent derecesi aldıktan sonra üniversitede çeşitli sosyal bilimler alanlarında dersler vermeye başladı. Kant başlangıçta fizik ve astronomi alanında yazılar yazdı. 1755 yılında "Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi" adlı eserini yazdı. 1770 yılında Königsberg'de mantık ve metafizik kürsüsüne atandı. 1770'den sonra Hume ve Rousseau etkisiyle eleştirel felsefesini geliştirdi.12 şubat 1804'de Königsberg'te öldü.

Felsefesi
Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak bilgi kuramını ön plana çıkartmıştır. Kant'ın gözünde bilim, liderleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume'unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bilim yansızdır ve nesneldir.

O, felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için, hem Descartes'ın rasyonalizminden ve hem de Hume'un empirizminden önemli gördüğü öğeleri alarak, transsendental epistemolojik idealizm diye bilinen kendi bilgi kuramını geliştirmiş, yükselen bilimin felsefi temellerini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak Hristiyan ahlakını savunma çabası vermiştir. O, fenomenal gerçeklikle, yani bizim duyular aracılığıyla tecrübe ettiğimiz dünya ile numenal gerçeklik, yani duyusal olmayan ve hakkında bilgi sahibi olunamayacak dünya arasında bir ayrım yapmıştır.

Kant öğretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir, fakat varlığın genel ilkeleri, Tanrı'nın varoluşu, ruhun ölümsüzlüğü gibi konuları ele alan geleneksel metafiziği olanaksız hale getirir. Çünkü, metafizik alanında, ruh, Tanrı, evren kavramlarını düşündüğümüz zaman, burada duyu-deneyi tarafından sağlanan malzeme bulunmaz. Bilginin iki temel öğesinden biri olan deney, tecrübe öğesi metafizik alanında söz konusu olmadığı için, akıl burada antinomilere düşer. Öyleyse metafizik alanında bilimsel bilgi olanaklı değildir. Bununla birlikte, Kant görünüş-gerçeklik ya da fenomen-numen ayrımını insan varlığına uygulayarak, ahlak olanağını kurtarır.
"Eğer bir çocuk kötü davranışlarından ötürü cezalandırılır, iyiliğinden ötürü ödüllendirilirse bu durumda o sadece ödül için doğru davranacaktır; ve hayata atılıp da iyiliğin her zaman ödüllendirilmediğini, kötülüğün de cezalandırılmadığını gördüğünde sadece hayatta nasıl muvaffak olabileceğini düşünen ve hangisini kendi yararına görürse buna göre doğru ya da yanlış davranan bir insan olacaktır."
Bizi zengin kılan sahip olduklarımız değil, sahip olduklarımız olmadan ne yaptığımızdır.
Kralların filozof ve filozofların kral olmasını beklememeli ve bunu dilememelidir. Çünkü iktidarda olmak, aklın muhakeme kabiliyetini ifsat eder.
Tecrübe bize bir tecrübenin sonuçlarının çok kere beklediğimizden bütünüyle farklı olduğunu öğretmektedir.
Başkalarının yaptığı hatalardan dolayı öfkelenirsek, onları değil kendimizi cezalandırmış oluruz.
Suçsuzluk olağanüstü bir şeydir, ama ne yazık ki, kendini pek koruyamıyor, kolayca baştan çıkarılıyor.
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır.
SAPARE AUDE!
'Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! 'sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.
Hiç düşündünüz mü, Kant felsefesinin çağları aşmasının sırrı nedir, diye? Kant'ın fikirleri tek şıkta açıklanamaz ve bu fikirler, sanki birbiriyle tezat içindeymiş gibi görülür. İşte sırrı budur onun. Ve sıkı durun, ömrünü Prusya'da geçirmiş olan Kant, hayatının hiçbir döneminde bir demokrasiye ayak basmamıştır.

Bir yandan demokrasiyi bireyin haklarının kalabalıklar tarafından çiğnenecek bir despot yönetim tarzı olarak görür, diğer yandan yine demokrasiyi yazılarında ifade ettiği şekilde, ebedi barış açısından bir teorik gereklilik olarak açıklar. Tüm bu fikirlerin kaynağı, Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme, denilen bu harika eseridir.

Fakat Kant'ın BM ve AB gibi organizasyonların temellerini şekillendiren prensipler üzerine düşüncelerinin yer aldığı bu ”Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme” adlı eserde bahsedilen demokrasi, günümüz demokrasisine göre oldukça daha doğrudan, daha 'demokratik' bir demokrasidir. Açarsam saçma olmadığını anlarsınız.

Günümüzde bildiğiniz gibi bir savaş kararı alınırken, halka doğrudan danışılmaz, referanduma falan gidilmez. Bizim adımıza konuşan, biz olduklarını iddia eden yöneticilerimiz tüm kararlar gibi savaş kararlarını da alırlar. Diğer yandan benim de işaret ettiğim, Kant'ın demokratik barış teorisinin (http://en.wikipedia.org/...ocratic_peace_theory), hiç de kusursuz olmadığını, son bir yüzyıl içinde yaşanan pratik bize gösterdi.

Mesela demokrasisiyle övünen A.B.D, son 100 yıllık politik tarihi içinde 39 büyük çaplı ve sayması güç miktarda küçük çaplı silahlı çatışmaya girmiş bir ülkedir ve bu açıdan bakıldığında bir Franco İspanya'sına göre çok daha savaşçı bir ülkedir. Bu mu bize demokrasinin vaat ettiği, diye sorarsak hiç de haksız sayılmayız. Bir de, eğer ABD böyleyse, demokrasi olmayan ve şayet yıkıcı güçleri onun seviyesine geldiğinde, Allah, Çin ve Rusya’nın şerrinden korusun.

Felsefe severlere özellikle, tavsiye ederim.
Tam bir Kant ahlakı...Okuduktan sonra gaza gelip tüm ödevlerimi yaptım.Hitlerin faşizminin iç yüzünü yani pozitivizmin acı gerçeğini kavradım ve güzel beyin fırtınaları yaptım.Kişilerin ruh hallerine çözümlemelerinin ek maddelerle desteklenmesi daha doyurucu olmuş.Tebrikler Kant!
Eser genel anlamda düşünceden ve düşünmekten söz etmiş. Düşünceyi meydana getiren şeylerin en temelinden başlayarak nasıl düşünüldüğünü veyahut düşününce yönünün nasıl belirleneceğini dile getirmektedir.

Özü itibariyle eser düşünce kavramını en başından en sona kadar olan başlangıç sürüş ve sonuçlama bölümlerini ele alarak bunlardan söz ederken de nelerin düşünmeye veyahut yanlış düşünmeye engel olduğunu dile getirmektedir.

Üç farklı düşünürün felsefik açıdan düşüncenin farklı yönlerini, oluşumu gelişimi yönü gibi konuları ele almasından oluşuyor. Özetle, düşünme ve düşünceye dair birçok şey felsefik açıdan bu eserde yer alıyor.

Düşünmek isteyen okusun derim :)
Özellikle hayatınızda önemli değişiklikler olduğu veya olacağı zaman okunmalı ve bir baş ucu kitabı olmalıdır. Kitap her yaşa hitap eden kıymetli bir eserdir. Eğitimin önemini insanın eğitimle terbiye edileceğini vurgulamış ve bir çok bilgiye yer vermiştir.
Eğitimde herşey doğru ilkeler tesis etmeye ve çocukların bunları anlayıp kabut etmesine önderlik etmeye dayanır.İnsan ve Tanrısal ceza korkusu yerine kendi vicdanının korkusunu; insanların saygısı yerine öz saygısı ve iç vakarını; söz ve safi dürtüler yerine eylemlerin değerini; duygu yerine anlayış gücünü; kasvetli, ürkek vce kederli adanmışlık yerine neşelilik ve iyi huylu dindarlığı koymasını öğrenmelidirler.
İçimizdeki yasaya biz vicdan deriz.Eğer vicdanı içimizde yargı mercii kurmuş olan Tanrı'nın temsilcisi olarak görmeseydik vicdanın kınamalrı sonuçsuz kalırdı.Cahil insanların vicdanı için ilah, söylemler bir afyon ve üzerinde rahatça uykuya daldıkları bir yastıktır.
Kitabı okudum bitirdim ve bunu özellikle vurguluyorum. Bunun sebebi kitabın kısa olmasına rağmen anlattığı şeyler itibariyle 2500 yıllık bir dönemi kritik etmesi.

Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan turuncu serinin ilk kitabı olan bu eser okuduğum felsefe metinlerinin içerisinde kesinlikle farklı bir yere sahip olacak bunun başlıca sebepleri şunlar:

Kantın kendini özne yerine koyup diğer filozoflarla karşılaştırma yapması.
Her karşılaştırma da Sofistlerden başlayarak onların savunduğu görüşlerin tekrar hatırlatılması.
Sokrates ve Platon'a büyük önem verilmesi.
Kantın yazdığı son eseriyle kendi çalışmalarının diğerlerine göre basitliğini açıklaması.
Ve kitaptan benim hiçbir şey anlamamam.

Felsefe ve düşünceyle ilgili herkese öneriyorum demeyi çok isterdim fakat muhtemelen anlamayacak bu kitabı insanların çoğu. Anlayacak zevkine varacak o şanslı azınlıktan biri olmak için tüm felsefe tarihi hakkında fikrim olmasını ne de çok isterdim oysa.

Sözün kısası anlamayacak olsanız bile neyi anlamayacağınızı görmüş olmanız açısından deyim yerindeyse yükte hafif paha da ağır olan kitabı hepinize önermekle çok iyi bir iş yaptığımı düşünüyor ve ..

İyi okumalar diliyorum.
Kitap felsefeden anlamayanlar için ,yani benim için , zor bir kitaptı. Felsefe kitaplarının durağan olduğunu düşünürdüm belki diğerleri öyledir bilmiyorum ama bu kitabı okurken bir kısmını anladım geri kalan büyük bir kısmını anlamamama rağmen çok hızlı bir biçimde ilerledi. Felsefe ile bilgilerimi arttırıp tekrar okumak istiyorum.
Ruhumun istediği sessizliği ve yalnızlığı ona bağışlıyorum. Arzularımın isteği yönündeki gürültüyü kabul etmiyor ve düşüncenin çağrısına kulak veriyorum
Ve başlıyorum yolumu aydınlatan ışığın izini sürmeye; ama korkuyla dolu, şüpheyle ve devasa bir baskı ile içimde...
Düşünceyle zihnime gelen ferahlık, bir bir anımsatıyor bana sözcüklerin ahengini, birbiri arkasınca getirdiği ilhamı ve geçmişle bugünün ve yarının oluşturduğu bütünlüğü ve şaşırtıcı bağı ve akışı...
O-düşünce- sükûnetini koruyor; kendini açmıyor, ona ulaşmamızı bekliyor.
Onun o yumuşak dokusuna erişmemizi istiyor.
Ve o itiraf ediyor: "Düzeni yakala, dengeyi sağla ve istediğini al!"

Kendi kendine düşünmek?
Hiçbir etkiye kapılmadan, hiçbir dış düşüncenin zihnine ulaşmasına izin vermeden! Mümkün mü? Bu gösteriyor ki her taklit edilen şey düşünceden kaynaklanıyor. Yabancı bir düşüncenin kopyası ile ortaya konuluyor her eser. Taklidin doğadan geldiğine inanıyorsak eğer düşüncenin de buna paralel olarak oluştuğunu söyleyebiliriz. O halde ne kadar çabalarsan çabalayalım, özgün bir düşünceye sahip olmamız mümkün görünmüyor.

Ne için çabalaması gerekiyor?
Hakikat için mi yoksa Dünya için mi? İkisi için çabalamımızın doğru olmayacağı belirtiliyor. Bu durumda ikiyüzlülük ve sahtekarlık damgası ile damgalanacağımız vurgulanıyor. Sonuca ulaşmak istiyorsak eğer elbette tek bir yoldan veya seçenekten gitmeliyiz; ama bizim için birini bırakmak demek; tek gözlü yaşamayı tercih etmek gibi geliyor; ya da birinde seçim yapmak bir diğerinin pişmanlığını ve kabul edilenin de acı ve kayıplarına rıza göstereceğimiz anlamını taşıyor. Bu seçimi bizim değil, kaderin iradesiyle gerçekleşeceğini zamanla göreceğiz. Hangi hayatın kucağında yaşıyorsak O hayatın koşulları ve şartları bunu belirleyecek...

Heidegger, sadece insanın düşünmeye yeltenmediği değil, düşüncenin de insandan uzaklaştığını, onun mevcudiyeti altına girmekten sakındığını söylüyor.
Gerçek; gerçek olan ne ise kendisine tutsak olunmayı, duvarlarının içinde hapsolmayı, daima izinden gitmeyi ve peşinden gittiğimiz o şeyin görünümüne bürünmemizi istiyor ve bunu, o kişiyi kendisine çekerek gerçekleştiriyor. Ona ulaştığımızda -Bu ne mümkün!- ulaştığımız o şey, o gerçek oluyoruz!..

Hölderlin, "Biz okunmayan bir işaretiz!" diyor.
Gerçek daima geri çekiliyor ve bizler onun tutsakları, onun işaret ettiği yolda çekimine kapılıyoruz. Özümüzü oluşturan bu yolculukta işaret edilen o kişi, o şey oluyoruz.
"İşaret yorumsuzdur!"

Düşünce ile gerçeğin arasındaki bağ.
Dememiş miydi Descartes, "Düşünüyorum öyleyse varım!" diye. Görüyorum işte; düşünmek de var olmanın bir çeşidi.Hatta kendisi.
Var olan da, Gerçek değil miydi
Gerçek, varlık, düşünce...
Özümüzün tâ kendileri.
Bizden amansız bir şekilde kaçan, ona ulaşmamıza engel olan sır perdelerimiz. Yokluğumuzun işaretleri!..

Heidegger soruyor: "Düşünmek ne demektir?"
Öncelikle bu sorunun soruluşunun farklı taraflarını bulup ve sonra bu ayrılan parçaların bir araya getirilip bir bütün oluşturacak şekilde, içinde barındırdığı anlamı nedir ya da bu sorunun açıklamasını nasıl yapabiliriz, diye ele almalıyız. Buradan şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: Sorduğumuz soruların ya da kullandığımız sözcüklerin bir şeyi ifade edecek şekilde farklı tarzlarda kullanılması, bize o şeye karşı, aynı yaklaşımı, aynı hissi ve karşılığı vermediğini, etkisinin değişiklik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Son olarak, Kant da, kişinin düşünce ile yön tayin etmesi konusunu ele alıyor
Açık söylemem gerekirse, ele aldığı konuyla, beni en çok zorlayan; hem anlamakta, hem de bunun için belirli bir ifade de bulunmakta güçlük çektiğim kişi oldu...
Türkçe'de, bazı kesimlerce ısrarla "Arı Usun Eleştirisi" şeklinde çevrilirken, diğer bazılarınca da "Saf Aklın Tenkidi" olarak söylenegelen; en uygunun ise, sanki orta yolu bulma uğruna yerleşmişi olan "Saf Aklın Eleştirisi" olduğu, Avrupa felsefesinin doruğu olan İmmanuel Kant'ın doruğu olan kitap.

Tabi, istek üzere çoğaltılabilir: "Katıksız Aklın Tenkidi", "Salt Usun Eleştirisi", "Arı Usun Kritiği", "Pür Aklın İrdelemesi"...

Kitabın adı konusundaki ihtilaftan, içeriği konuşmaya sıra gelmiyor. Kant buna şahit olsaydı, mezarında ters dönerdi herhalde. Neyse, Kant'ik kuntik mevzular bunlar. Bir nevi: Saftirik Kofti'nin Kıytırığı!
Şu kitabı okuyup anlayan bana da anlatsın arkadaş. Sanki Ferdi Tayfur hayranıyım da kazara bir jazz konserinin ortasına düşmüş gibi hissettim kendimi . Ama inat ettim arada çıkmadım, konserin sonuna kadar bekledim belki bir umut diye.
Neyse anladım ki Immanuel Kant okumaya henüz hazır değilim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Immanuel Kant
Unvan:
Alman Filozofu
Doğum:
Kaliningrad, 22 Nisan 1724
Ölüm:
Königsberg, 12 Şubat 1804
Immanuel Kant, 22 Nisan 1724 – 12 Şubat 1804 (Königsberg) tarihleri arasında yaşamış olan Alman filozofu. Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olmuş ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiştir.

Yaşamı
Kant, eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilir. Doğu Prusya'nın Königsberg (Kaliningrad) kasabasında doğdu. Hep burada yaşadı. Üniversite eğitimi sırasında birkaç yıl öğrencilere özel dersler verdi. Eğitimi sırasında Leibniz ve Woolf'dan etkilendi. 1755 tarihinde doçent derecesi aldıktan sonra üniversitede çeşitli sosyal bilimler alanlarında dersler vermeye başladı. Kant başlangıçta fizik ve astronomi alanında yazılar yazdı. 1755 yılında "Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi" adlı eserini yazdı. 1770 yılında Königsberg'de mantık ve metafizik kürsüsüne atandı. 1770'den sonra Hume ve Rousseau etkisiyle eleştirel felsefesini geliştirdi.12 şubat 1804'de Königsberg'te öldü.

Felsefesi
Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak bilgi kuramını ön plana çıkartmıştır. Kant'ın gözünde bilim, liderleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume'unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bilim yansızdır ve nesneldir.

O, felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için, hem Descartes'ın rasyonalizminden ve hem de Hume'un empirizminden önemli gördüğü öğeleri alarak, transsendental epistemolojik idealizm diye bilinen kendi bilgi kuramını geliştirmiş, yükselen bilimin felsefi temellerini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak Hristiyan ahlakını savunma çabası vermiştir. O, fenomenal gerçeklikle, yani bizim duyular aracılığıyla tecrübe ettiğimiz dünya ile numenal gerçeklik, yani duyusal olmayan ve hakkında bilgi sahibi olunamayacak dünya arasında bir ayrım yapmıştır.

Kant öğretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir, fakat varlığın genel ilkeleri, Tanrı'nın varoluşu, ruhun ölümsüzlüğü gibi konuları ele alan geleneksel metafiziği olanaksız hale getirir. Çünkü, metafizik alanında, ruh, Tanrı, evren kavramlarını düşündüğümüz zaman, burada duyu-deneyi tarafından sağlanan malzeme bulunmaz. Bilginin iki temel öğesinden biri olan deney, tecrübe öğesi metafizik alanında söz konusu olmadığı için, akıl burada antinomilere düşer. Öyleyse metafizik alanında bilimsel bilgi olanaklı değildir. Bununla birlikte, Kant görünüş-gerçeklik ya da fenomen-numen ayrımını insan varlığına uygulayarak, ahlak olanağını kurtarır.

Yazar istatistikleri

  • 180 okur beğendi.
  • 378 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 561 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları