SADECE KAZANMAM GEREKTİĞİNİ, TEK ÇIKIŞ YOLUNUN BU OLDUĞUNU BİLİYORUM.BELKİDE BU YÜZDEN KAZANMAM GEREKTİĞİNİ SANIYORUM.
1867 yılında yayımlanan Dostoyevski'nin Kumarbaz kitabı, basit bir kumar alışkanlığı hikayesi anlatmakla kalmaz, aynı zamanda sosyo-kültürel, iktisadi ve açıkça politik bir bakış açısı da sunar. Dostoyevski, ikinci sınıf bir soylu statüsüne sahip olmasına rağmen cimri doktor babası nedeniyle kıt kanaat ve zorlu bir hayat geçirmiştir. Kumarbaz kitabını da yoksulluk denizinde yüzüp tek bir dalga dahi bulamadığı zamanlarda kumar borcunu ödemek üzere 25 günde yazdığını söylenmektedir.Babasının ölümünden sonra, babasının çocukluktan beri zihnine yerleştirdiği ahlaksız insan profilinden uzak durmaya çalışmışsa da ne yazık ki korkularını yenememiştir. Babasının kaybıyla kumara başlayıp tüm umutlarını bu umut ve açgözlülüğün birlikte gezdiği nehre (kumara) bağlamış olsa da başarılı olamamıştır. Dostoyevski'nin kumara olan umarsız umudunu Aptalca görünüyor, ama aslında benim de tek umudum rulet sözüne yorabiliriz.Başlangıçta sadece yaşam kaygısı içerisinde olan veya o dönemin ekonomik sorunlarıyla uğraşmaya çalışan biri olarak görülse de, bu dönemin maddi zenginliği büyük bir toplumsal statünün yansıması haline getirdiği görülebilir. Bu durumun etkileri, Almanya'da yaşayan ve bir Rus asilzadesi sanılan generalin maiyetinde görevli outchel (öğretmen) Aleksey İvanoviç karakterinde görülür.Aleksey, etrafında çokça alışkanlık olarak gördüğü rulet oyununu oynamayı düşünmüşse de kitaptaki güzel ve alımlı hanımefendi Polina'nın daha çok kazanma isteği üzerine kendisini kazanma kaygısı içerisinde bulur. Sahiden de bu kaygıyı sahiplenir ve sonuca doğru ise olaylarla birlikte evrelerin gelişip onun zaafı haline geldiği bir durum alır.Sosyoekonomik açıdan, kitabın